Likya Haber Gazetesi, Kalkan, Kaş Antalya Haberler
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU GÜNÜN MANŞETLERİ...

manşetler

SON DAKİKA HABERLERİ....

EKŞİ SÖZLÜK...






CANLI TV İZLE...

YAKINDA...

ÖZELLEŞTİRMELERE HAYIR!

ALEXA

Alexa Certified Traffic Ranking for www.likyahaber.net

SİTEYE GELENLER

free counters

ÇEVRİMİÇİ

Ramazanda Caz

Bahadır Rişegir

14 Nisan 2011, 00:02

Bahadır Rişegir

Ramazan’da Caz: Sistemin karşılıklı salvoları, üslup tartışması

 

Bir politik kurnazlık olarak üslup

 

Üniversite yıllarında bir hocamızın ısrarla sorduğu soruydu; tek güç olabilen iktidarların başarısının arkasında ne var? Türlü bilimsel yanıtlar ararken söyleyiverdi Adnan Doğruyol hocamız: Usül var, esastan önce usulün gücünü bilenler büyük söz sahipleri olmuştur. Bu topraklarda üslup bir uzlaşı zemini olmaktan öte kargaşanın önemli aracı haline getirilmiştir. Siyasette üslup tartışması çok partili demokrasiye (sözde)  geçildiğinden beridir var. Halklar işin siyaseten yönünü çok iyi algılayamasa da, iktidarlar bu konuya tamamen bilimsel yaklaşıyorlar.

 

Siyasi üslup, bir siyasetçinin siyasi faaliyetlerini ircaa ederken sahip olduğu kendine has özeliklerin bütünüdür. İktidar yolu için yöntem, sistemli davranışlar bütünüyken üslup bilinçli ve sistemli olmak zorunda değildir. Her siyasetçinin bir üslubu olmasına karşın sistematik siyasi yöntemi olmayabilir. Üslubu etkili kılan dil öğelerinin kullanış biçimidir. Çeşitli tip siyasetçi sınıflandırmalarının içinde ülke siyasetimizde ‘devlet adamı’ tipi hâkimdir. Kendini devletle özdeşleştiren, vatandaşı hizmete muhtaç gören,(bk. Demirel: bu ülkede kuşun kalem fabrikası yoktu, ben yaptım) kollanması-adına karar alınması gereken yönetilmeye layık insanlar olarak gören düşünce şeklidir. Dışa bağımlı, gelişmekte olan,(hiç gelişmeyecek aslında) iç üretiminin yetersiz kaldığı, halkların hayatlarına devam edebilmesi için kısa süreli yardımlara ihtiyaç duyduğu(kömür buzdolabı vs.) bir ortamda başarılı siyasetçi, uzun vadeli adımlar atanlar değildir. Kısa vadeli çıkarları gözeten, kollayıcı kayırmacı, sadaka dağıtıcı siyasetçi tipidir.

 

İşleri yürütmenin çok güç olduğu bu noktada siyasetçinin imajı, üslubunun nasıl algılandığına etki etmektedir. Üslup, imajın en önemli unsurudur. Karizmatik liderlik, siyasetçinin kitlelere ilhan veren şahsi dinamizminden doğar. Kökeni ne olursa olsun bu liderler, toplumun buhranlı dönemlerinde ortaya çıkar ve bir umut kapısı olarak algılara yerleşir. Toulmin Modeli, az gelişmiş coğrafyalarda siyasetçinin başarı kaynağıdır. Ülkemizde bu modeli Süleyman Demirel ve Tayyip Erdoğan en iyi şekilde ircaa edenlerdir. Belirgin, gerçek dünyadan kanıtlar sunan, istatistikî verilere çok başvurmayan bu model; siyasetçiyi seçmene kendisinden biri olarak kabul ettirir. Burada belirleyici olan, kitlelerin lider ile aynı görüşte olması değil, aynı bakış açısı ve algıda olmasıdır.

 

Toplum, aile ve okul yaşantısından devlete kadar aşırı geleneksel ise, otokratik liderin her keskin davranışı ona oy getirecektir. Seçmen kitlesinde olmayanlar ise huzursuz, nefret dolu, yaratıcılığı törpülenmiş bir şekilde tedirgin olacaktır. Ve sırası geldiğinde liderden hesabını sormanın fırsatını arayacaktır. Riker, kibirli insanların burnu siyasette sürtülür; toplumsal yapı önce kibiri desteklemekte ortaya çıktığında ise onu kınamaktadır diyor. Günümüz iktidarının söylemi ile 1934 Hitler’in Alman halkının yüce hâkimi benim söylemi arasında ufak üslup detayları dışında bilimsel olarak bir ayrılık yoktur. Geçmişte Demirel; konuşacağı konu hakkında kendi birikimlerini hatırlatır, ilgiyi toplar ve elindeki tüm teminatları güçlü argümanlar ile ikna için kullanırdı. Güven sağlamak için kendi argüman sınırlarında karşıt görüşe yer verir ve ardından hemen çürütürdü. Tayyip Erdoğan Toulmin Modeli’ne ek olarak; hedef kitlenin bilişsel özelliklerine hitap ederek başarısını katlamıştır. Sade, anlaşılır ‘halkın dili’ tarzı konuşmaları hedef kitlelerini tanrısal düzeyde etkilerken, eğitimli hedef kitlelere ulaşamıyor. Milli Görüş gömleğini atıp ben değiştim dediğinde, medya bir daha değişmeyeceğinizin garantisi var mı diye sormuştu. Yanıt; gelişerek değiştim, geçmiş eskide kaldı.

 

 

 

 

Muhafazakâr Siyaset ve Üslup:

 

Asla bilimsel bir karşılığı olmayan merkez sağ, siyasetimize has bir gerçekliktir. Demokrat Parti ve AKP bu kabız çeşitlendirmenin iki önemli kapısıdır. Türkiye’deki siyaseti gerici kılan, sağlıklı bir zemine-ideolojiler tabanına oturmasını engelleyen yegâne kavram muhafazakârlık bu merkez sağ terimiyle vücut bulmaktadır.  Hiçbir ütopya ve omurgası olmayan bu kavram, bir düşünce üslubu olarak tüm ideolojilere eklenebilmektedir. DP’ den Akp’ye kadar muhafazakârlık sağ siyasetin üslubu haline gelmiştir. Akp öncesi Maistre’nin sözcülüğünü yaptığı kendini karşıtı ile tanımlayan, faşist, dinci hareketler ile dirsek temasındaki muhafazakâr hareketler söz konusuydu. Günümüz iktidarı ise epistemolojik ve tarihsel köklerine uygun, Kıta Avrupası muhafazakârlığını model almıştır. İktidarın cümlelerindeki gerginlik, kolay siyasetin ülkemizdeki bir yansıması olan polemikçi restleşmenin en berbat halidir. Popülist bir üslup olarak muhafazakârlık toplumsal travmanın büyümesinde önemli role sahiptir.

 

Muhafazakârlık, liberalizmin savlarını kabul ederken, ekonomik ilişkilerin yıprattığı ve varlık zeminini altından çektiği gelenekselliği propaganda olarak kullanır. Muhafazakârlık, kitleleri gerilim içine sokan ideolojik söylemler üzerinden politika üretir; bir yandan sınır tanımayan küresel ekonomiye yeşil ışık yakarken diğer yandan bu işleyişin zedelediği milli-dini değer yargılarını kollayıcı adımlar atarak tüm geçmiş üzerinde hak sahibi olur.

 

İktidar çeşitli siyasi kategorileri kendi içinde parçalamış ya da ikiye ayırmış ve bu parçalardan makul olanları kendisine, aşırı olanını kendi dışına yani diğer partilere dayatmıştır. Esasında sadece iç siyaset üretip, kendi dışındakileri kendisiyle tanımlayabilme şansını elde edebilmiş tek partidir. Tam bu noktada T. Erdoğan’ın üslubu halk dilinden öte, karşısındaki tanımlayabilme tanrısallığından geliyor.

 

Günümüzde gelinen noktada cumhuriyet tarihinde hiçbir dönemde siyasiler demokrasiyi ortak zemin olarak görmediler. Bayar-İnönü, Özal-Demirel, Çiller-Yılmaz dalaşılarının asıl nedeni buydu. İsmet İnönü’ye bu sağır halinizle Lozan’da nasıl iş yaptınız denildiğinde; düşmanın üslubu o kadar kibardı ki sağırlığımı unuttum demiş. Siyasetçiler iletişim uzmanlarına göre toplumun rengini belirliyorlar, onların ruh hali, davranış ve sorun çözme şekilleri topluma yansıyor. Tabi ki az gelişmiş ve medya aldatmacası söz konusu olan ülkeler için geçerli bir durum.

 

Ramazanda Caz

 

Artistlik yapma lan, gavur İzmir, bekara karı boşamak kolay, alçak, şerefsiz, ananı da al git, kelle, namert, çirkef, has s.trin, barış dalı bir yerinize mi battı, müfteri vs…

 

Bu kelimeler başta iktidar olmak üzere ülke siyasetçilerinin dillerinden. Birisi diğerinin soyunu soruyor, ötekisi boyunu merak ediyor. İki tarafta bilmiyor ki önemli olan boylarınız değil, işleviniz…

 

 

 

 

 

 

 

İşsizlik, su hakkı, dış açık, cinsel istismar, asker ve sivil ölümlerine yol açan terör olayları bu ülkenin gündemi değil. Meydanlarda bir ağız dalaşı, hem de sokak ağzı ile. Recep Bey ile Memur Kemal’i n maceraları çizgi dizi kuşağı gibi her gün medyada göz boyuyor. Bu ülkede muhalefeti ve iktidarı ile halkın gerçek gündemlerinin üstü örtülüyor. İftarda sofra kuramadığı için intihar eden emekli, dükkanına gelen haciz yüzünden kendini yakan kuruyemişçi, 95 yaşında deresini nacakla savunan Karadenizli nene, Yuvarlakçay’da nöbet tutan köylüler, ucuz et kuyrukları, gece geçen GDO yasaları, cumhurbaşkanına alınan milyon dolarlık zırhlılar, satılmış vadiler siyasetin gerçek ve gizli gündemidir. 20.000 kişi, 40 ton pilav, 1 ton et, muazzam- Evetli hayırlı iftarlar memleketim…

 

 

Yaşadığımız coğrafyada yüzyıllardır düşünce savaşları yaşanmamış. Dünyaya yön vermiş hiçbir fikir kulübü bu topraklardan cereyan etmemiş.Anadolu tebaa olmaktan her şikayetçi olduğunda kafasına ağır bir tokmak yedi. Cumhuriyet Türkiye’si öylesine sistemli bir biçimde yığınlar üzerine kuruldu ki her geçen gün kendini daha da doğrular hale geldi. Kabul edilmesi gereken bir durum da hiçbir halk kurtuluş savaşından sonra bir ulus devlet kuralım, adı Türkiye olsun, hepimiz Türk-Müslüman olalım demedi. Şeriat, İngiliz mandası ya da tam bağımsızlık için bile savaşanlar vardı. Tüm bunların hatalarının toplamı şu anki iktidarı daha da güçlü kılıyor. Toplumun büyük bölümü daha ne kadar hata yapabilirim ki mantığıyla içgüdüsel davranışlar sergiliyor.

 

Post-modern Televole Siyaseti

 

Eskiden televizyonlarda Seda Sayan, M. E. Erbil, Fatih Ürek gibi televole yıldızlarıyla uyuşturulmaya alışmıştık. Bilindiği üzere her türlü uyuşturucunun dozajı gitgide artmak durumundadır. Artık akşam olduğunda hangi siyasi hangine hakaret etmiş merakla ana haberleri açıyoruz. Bu dozaj da yetmeyecek, biliyoruz. Aymaz yurttaşlar bir an önce silkinip temel yaşam ve özgürlüklerinin peşine düşmez ise bağımlılık artacak ve üstü örtülü bir iç savaşa yol verilecektir.

 

Toplum hak edildiği gibi yönetilmekten asla şikâyetçi değil. İktidar tüm muhalefeti fişledi yetmedi, TKP ye kadar dil uzatıyor, bir oy bile gidecek olan tüm alternatifleri kendi ile tanımlıyor. Kitlelerin algıları artık yığınlar olmaya yüz tuttu. Pastadan nemalanan tüm aktörler memnun, hatta kırıntıları kemiren ülke halkları dahil. Benim liderim seninkini döver kavgaları yaşanıyor. Semt pazarımızda bir komşumuz; siz AKPliler yüzünden terör hortladı, Kürtler isyan ediyor, tüm ülkeyi çocuklarının, badem bıyıklıların üstüne geçirdiler diyor. Karşıdan yanıt; helal olsun, memur kemalin gömleği 600 lira, artık bizimkiler yesin, şimdi sıra bizde, 10 tane oğlum olsun Tayyipe feda olsun!... Namaz kılan bir cumhur başkanımız, yargıcımız ya da genel kurmay başkanımız olsa kime zararı olur? Bunları duyunca bir an irkiliyorum, sonra anlamaya başlıyorum. Avrupa ortaçağ karanlığı, içinde olduğumuz cehaletin tek açıklaması beklide budur. Yine hocamı anımsıyorum, bizim toplumumuz mastürbasyon milletidir. Fayda sağlayana değil, tatmin sağlayana itaat eder demişti.



 

Bu haber 1833 defa okunmu?tur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
********FARKIN NE****************23 Şubat 2014

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANKET

sence; KALAMAR TAVA MI MEZE Mİ?






Tüm Anketler

GOOGLE TERCÜME



Copyright © 2005-2012 www.likyahaber.net Tüm hakları acaip bir şekilde saklanmıştır. Kopye eden fena olur!... demedi demeyin... editör-özer yılmaz/elk.mühendisi-yıldız teknik üniv. POSTA ADRESİMİZ; haber@likyahaber.net
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi

elektronik sigara