KALKAN – Antalya : 214 KM.
KALKAN – Kaş : 26 KM.
KALKAN – Fethiye : 80 KM.
KALKAN – Dalaman Havalimanı : 130 KM.
KALKAN – Üçağız (Teimiussa) : 60 KM.
KALKAN – Kaputaş Plajı : 7 KM.
KALKAN – Kınık (Xanthos) : 18 KM.
KALKAN – Patara : 16 KM.
KALKAN – Letoon : 24 KM.
KALKAN – Ölüdeniz (Death Sea) : 96 KM.
KALKAN – Köyceğiz : 147 KM.
KALKAN – Gökova Körfezi : 187 KM.
KALKAN – Marmaris : 210 KM.
KALKAN – Bodrum : 331 KM.
KALKAN – İzmir : 440 KM.
KALKAN – İstanbul : 876 KM.
KALKAN – Demre (Myra) : 74 KM.
KALKAN – Finike : 124 KM.
KALKAN’DA TURİZM...
Kalkan Körfezi ve çevremizdeki koylar bir çok kez Mavi Bayrak Ödülü almaya hak kazanan temizlik ve güzelliğe sahiptir. Yatların konaklayabileceği ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri marinası, barları, yat limanı çevresindeki balık lokantaları, incik boncuk ve el işi satan tezgahları, dükkanları, pansiyonları ve otelleriyle kasabamız gürültüden uzak, sakin bir tatil geçirmek isteyen, değişik bir atmosfer arayanlar tarafından tercih edilmektedir.
Teraslar üzerine kurulu restaurantları ile de Teras Cenneti olarak da adlandırılan beldemizde yemek yerken muhteşem bir deniz ve günbatımı manzarası sizlere eşlik eder.
Sizlere özel olarak yapılan tekne turları ile Turkuaz’ın ve Mavi’nin tonlara sahip Akdenizin tadını çıkartabilirsiniz.
Kalkan Türkiye’nin önde gelen VİLLA TURİZMİ bölgesidir. Yerli ve yabancılara ait muhteşem villalar yaz dönemlerinde sahiplerinden sonra kiracılarına da haftalık olarak kiraya verilmektedir. Muhteşem manzaralı sadece sizlere özel villalarda tatilinizi en iyi ve en ekonomik bir şekilde geçirebilirsiniz.
Geceleri kendinizi bir çok alternatifi olan eğlence sektörünün içine atarak, stres atabilir eğlenebilirsiniz.
Ayrıca yabancı konuklarımız sayesinde de The Independent Gazetesi, 30/12/2006 tarihli yayınında beldemizi Avrupa’nın “En Romantik Tatil Yeri” seçmiştir.
KALKAN’DA ALIŞVERİŞ...
Begonvillerle süslü dar sokakları olan çarşı, Kalkan’ın tarihi özellikleri olan binaları ile çevrilidir. Çarşı’da alışveriş için her türlü eşyayı ve el sanatları ürünlerini bulabilirsiniz. Beldede bulunan Büyük marketlerden yada Perşembe günleri kurulan KENT PAZAR’ından da ekonomik bir şekilde alışveriş yapabilirsiniz.
KALKAN’IN ÇEVRESİ....
Kalkan doğal güzellikleri ve tarihi hazinelere çok yakın olması sebebiyle turizme çok elverişli bir kenttir.
Günümüzden yaklaşık 3000 yıl bölgede kurulmuş ve Dünya’daki ilk demokrasi örneği ile yönetilen Likya Uygarlığı’nın yaşadığı ve sayısız kentler kurulmuş olan Antalya ile Fethiye arasındaki toprakların hemen hemen ortasında bulunan beldemizde bu döneme ait şehir kalıntısı veya yerleşim olmamasına rağmen yakın çevresinde bir sürü antik kent ve kalıntı bulunmaktadır. Fethiye’den Antalya’ya kadar süren 509 Km’lik Likya Yolunun üzerinde olan Kalkan, Fethiye’ye doğru PATARA, XANTHOS, LETOON, PINARA ve TLOS antik kentlerine , Antalya’ya doğru ise SIMENA ve MYRA antik kentlerine çok yakındır.
Sular şehri SAKLIKENT, 8 Km içerilere kadar giden Kanyonu ile sıcak yaz günlerinde görülmesi gereken serin bir alternatiftir.
Beldemiz sınırları içinde olan Kaputaş Plajı altın sarısı kumları ile Türkiye’nin tanıtım filmlerinin vazgeçilmez öğesidir. Caretta kaplumbağalarının da üreme bölgesi ve 18 KM’lik Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın ise en büyük 2.büyük plajı olan PATARA PLAJI’da görülmesi gereken yerlerden biridir
Yine belde sınırlarında olan Mavi MAĞARA ve Güvercin Mağarası’da konuklarımızın yoğun ziyaret ettiği yerlerdir.
Bu tarihi ve doğal güzellikteki yerleri ziyaret için Kalkan’dan yapılan günlük turları seçebilir ya da araç kiralama yolu ile günübirlik ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca Yat Limanında her gün tekne gezilerine katılabilir ve bölgeyi bir de denizden keşfedebilirsiniz.
Aşağıdaki linklerden Kalkan’ın tanıtım videosunu izleyebilir veya Kalkan’ın çevresindeki gezilecek yerlerle ilgili daha detaylı bilgi alabilrsiniz.
KALKAN’DA SPOR...
Dünyanın nadir bölgelerinde bulunan deniz çayırları ile Kalkan eşsiz bir denizaltı manzarasına sahiptir. Bölgede en önemli spor etkinliği Profesyonel eğitmenler tarafından gerçekleştirilen DALIŞ sporudur. Bölgenin iklim özellikleri sebebiyle yılın 9 ayı dalış yapabilirsiniz.
Coğrafi olarak çevresinde yükselen tepelerin yamaçları üzerine büyümeye devam eden KALKAN üç tarafının dağlarla çevrili olması sebebiyle Çanak bir yapıya sahiptir. Rüzgarın bu çanak içerisinde termik oluşturması sebebiyle YAMAÇ PARAŞÜTÜ sporuna çok uygundur. 1,050 mt yüksekliğindeki platformdan yapılan atlayışlar, hava şartlarına göre 15 dakika ile 25 dakika arası sürmektedir.
Kalkan’a yarım saat uzaklıktaki Eşen Çayı’nda Rafting ve Kano sporları da yapılmaktadır. Bundan başka Su Kayağı, Jet ski, Ringo vs.. gibi her türlü su sporları profesyonel firmalarca yapılmaktadır.
KALKAN’IN MİMARİSİ...
Anadolu topraklarına en yakın Yunan adası olan Meis adasının mimari yapısına benzerlik gösteren Kalkan mimarisi bu bölgenin eski Yunan mimarisi özelliklerini gösterir. Kalkanda yürüyüş yaptığınızda bu mimari yapıyı yakinen görürsünüz. Bu yapı Kalkana has ve çok iyi korunmuş haldedir.
Kalkan merkezde eski bir Ortodox kilisesi olan yapı şu anda Cami olarak hizmet vermektedir. Eski Kalkanın evleri dar sokaklar ile kıvrılarak güzel bir şekilde limana iner. Evler genellikle begonvil çiçekleri ile sarılmıştır, taş binalar, küçük ahşap pencereler, tahta balkonlar, tipik yapılarıdır. Evler yıkanabilir beyaz duvar, tahta kontrastlı, renkler, küçük bir avlu ve bahçe içerir.
Dar sokaklar ve iç içe geçen evler tipik Kalkan görüntüleridir. Yazın aşırı sıcağından korunmak için evler serinleme amacına yönelik imar edilmişlerdir. Balkonlar, teraslar, avlular, serin alanlar oluşturmak amacı ile imar edilmiştir.
Küçük ahşap beyaz pencereler sıcak gün ışığından korunmak amacıyla sıkı-sıkıya kapatılır. Kalkan görünmeye değer mimarisi ile yerli ve yabancı gezginleri oldukça memnun edecek yapıdadır. Eski Kalkan evleri yokuş olmayan hallerde 2 katlı olarak inşa edilir. Altı kat dükkan olarak kullanılırken üst kat konut olarak kullanılır.
Kalkandaki tüm görüntüleri bu bölgenin eski bir yerleşim yeri olduğunun bir kanıtlar.
KALKAN’IN KENTSEL GELİŞİMİ...
Son yıllarda artan Doğal güzellikleri sebebiyle yüksek talep Kalkan hızlı bir inşaat sürecinin de başlamasına sebep oldu. Belediyenin Doğal ortamı korumak için alınan önlemlerle beraber yaptığı ve her zaman devam eden altyapı yada üstyapı çalışmaları ile sağlıklı bir biçimde gelişmesine halen devam etmektedir.
Gelen ziyaretçilerimizin sakin bir tatil geçirmeleri için yaz dönemi sebebiyle İnşaat sezonu Kasım ile Mayıs ayları arasında durdurulur.
Kent’teki gençlerin büyük bir çoğunluğu üniversite mezunu olup Eğitim seviyesi yüksektir. Kalkan’da 1 adet ilköğretim Okulu, biri özel olmak üzere 2 adet Anaokulu ve 1 adet’de çevre beldelere ve köylere de hizmet veren bölgedeki tek Özürlü çocuklar için Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi bulunmaktadır.
Henüz büyük bir Hastahanesi olmayan beldemizin, devlete bağlı olarak çalışan Küçük bir Sağlık Ocağı ve özel 2 adet özel sağlık merkezi ve 3 adet Eczane’si bulunmaktadır.
Beldemizde turizme dayalı çok hareketli bir sezonluk ticaret vardır. Beldemizde bulunan 6 banka şubesi ile finans trafiği de çok yoğun olarak sürmektedir.
Beldemize 25 km uzaklıkta olan Kaş ilçesi, Teke Yarımadası üzerinde yer alır ve Likya Medeniyeti’nin en önemli kentlerinden biridir.
Arkeolojik çalışmalar, M.Ö. 6 bin yıllarında da burada yerleşim olduğunu göstermekte. Kaş’ın eski adının Habesos olduğu bilinmektedir. Tarihte Antiphellos olarak anılan kent, Büyük İskender’in Anadolu seferi sırasında Makedonya topraklarına katılmıştır. Daha sonra Seleukos’lara, Ptolemaios’lara ve Romalılara geçen şehir Bizans döneminde psikoposluk merkezi olmuştur. Kent, Anadolu Selçuklu döneminde Andifli adını almıştır. Son olarak, Yıldırım Bayezid, şehri Tekelioğulları Beyliği’nden alarak Osmanlı İmparatorluğu’na dahil etmiştir.
M.Ö. IV. yy.’da Antiphellos (Kaş), çok küçük bir yerleşim yeri olup biraz yukarısında bulunan Phellos’un limanı idi. Ancak Hellenistik döneme girilirken Phellos gerilemiş, Antipellos ise gelişerek daha ön plana çıkmıştır. Bu durum Roma döneminde de devam etmiş, şehir bölge ormanlarından elde edilen sedir ağacı ticareti ve süngercilik sayesinde gelişerek Phellos’un limanı durumundan çıkmış ve kendine yeten zengin bir şehir durumuna gelmiştir.
Antik kentin doğu ve kuzeyinde yer alan dağlarda ionik tarzda yapılmış, üzerinde Likya yazıları olan pek çok kaya mezarı bulunmaktadır. Halk arasında Kral Mezarı olarak bilinen Uzun Çarşı’daki Likya yazıtlı Anıt Mezar ( M.Ö 4.yy) günümüze ulaşan en güzel ve görkemli lahitlerden biridir.
Bölgede yer alan önemli eserlerden biri de Kaş Antik Tiyatrosu’dur (M.Ö.1.yy). 4000 kişilik kapasitesi olan ve 26 basamaktan oluşan tiyatro M.S. 2. yy da onarım görmüştür. Sahnesi olmayan tiyatronun en önemli özelliği Anadolu denize cephesi açık olan bir tiyatro olmasıdır.
Tiyatronun kuzeydoğusunda Akdam olarak adlandırılan M.Ö. IVyy ‘a ait dor tipinde ev tipi bir mezar vardır. Doğal kaya kesilerek yapılmış olan mezar 3.5 m yüksekliğindedir ve üstünde el ele tutuşup dans eden 24 tane kız figürü bulunmaktadır.
Hastane Caddesi’nde, temel taşları Roma döneminden kalma, dış yüzü kesme taş kullanılarak yapılmış tapınak bulunmaktadır.
Şehir adının İ.Ö. 13. yy.’a ait Hitit metinlerinde geçmesi; Xanthos’un yanında Likya bölgesindeki en eski şehirlerinden biri olduğunu gösterir.
Kazıları Akdeniz Üniversitesi’nden Prof. Fahri Işık ve ekibi tarafından yürütülen Patara Antik Kenti, arkeolojik ve tarihsel değerlerinin yanında Akdeniz kaplumbağaları Caretta-Caretta’ların milyonlarca yıldır yumurtalarını bırakıp yavruladıkları ender sahillerden biri olması ile de ayrı bir doğasal öneme sahiptir.
Bölgenin en büyük ve en işlek limanı olarak önemini hiçbir devirde yitirmeyen Patara’nın yazıt ve sikkelerde Likya dilindeki adı “Pttara” olarak geçer. Helenistik ve daha sonraki dönemlerde “Patara”, Arap kaynaklarında ise “Batara” olarak anılır.
Helenistik dönemlerde Tanrı Apollon’un kışlık kehanet merkezi Likya Birliği’nin üç oy hakkına sahip şehirlerinden biri, Bizans döneminde ise Aziz Nicholas’ın doğum yeri olarak ün yapmış kenti, kutsal topraklara giden hacılar bir uğrak limanı olarak kullanmışlardır.
Yaşamını 16. yy.’da Osmanlı Sultanı II. Beyazıt’a kadar sürdüren Patara bu önemini hiç şüphesiz Akdeniz ticaret yollarının üzerinde korumalı bir limana sahip olmasına borçludur. Genel olarak antik liman çevresinde odaklaşan kent merkezi, zamanla körfez ile doğudaki liman arasında kalan teraslara yayılmıştır.
Şehrin önemini yitirip terk edilmeye başlanması, limanın kum ve çamurla dolmasıyla ve 7. yy.’dan itibaren güney kıyılarına yapılan Arap akınlarına karşı kentin yukarılara kaymış olmasıyla açıklanabilir.
Patara, 1811-1812 yıllarında İngiliz Deniz Kuvvetleri’ne ait geminin kaptanı Beaufort tarafından yeniden bulunmasıyla tarih sahnesinden bir kez daha çıkmış, 1842 yılında ise C. Fellows ve arkadaşlarının bugün British Museum’da sergilenen Xanthos’un ünlü anıtlarını yükledikleri liman yine Patara olmuştur.
Xanthos vadisinin son şehri ve Likya’nın en büyük liman kapısı olan Patara, bugün Akdeniz’in en temiz sahillerinin kenarında kum ve çalılarla kaplı durumdadır. Deniz kumlarının doldurmasıyla denizle ilişkisi kesilen antik liman, bataklık ve göl halini almış, bataklıkta oluşan “ılgınlar” (Tamarix sp.) zamanla bölgenin kendine has bitkisi olmuştur.
Patara’nın genel görünümü diğer Likya kentlerinin özelliklerini göstermez. Her ne kadar erken dönemlere ait kalıntılar varsa da yapılar ve kent planı zamanla çok değişmiştir. Bugün ayakta kalan yapıların çoğu Roma-Bizans ve hatta Ortaçağ’a aittir.
Şehre ve günümüz kalıntılarına giriş görkemli ve çok iyi korunmuş bir Roma zafer takından yapılmaktadır. İ.S. 100′lü yıllarda bölge valisi adına inşa edildiği kitabelerinden anlaşılmaktadır. Takın batısındaki tepenin yamaçlarında,Likya tipi lahitlerin bulunduğu mezarlık alanı uzanır. Kentin en güney ucundaki Kurşunlu Tepe’ye yaslanmış olan tiyatro, Helenistik Dönem (İ.Ö. 2. yy.) özellikleri gösterir. Ancak İ.S. 1. yy.’ın ortalarında birçok Likya kentinde etkisini gösteren depremle yıkılmış ve yeniden inşa edilmiş olup, bugün büyük ölçüde plajdan gelen kumla doludur. Doğu girişindeki mükemmel kitabe İ.S. 147′deki onarım ve ekleri anlatmaktadır.
Tiyatronun yaslandığı Kurşunlu Tepe şehrin genel görünümünün ve yörenin seyredildiği en güzel köşedir. Buradan şehrin diğer kalıntıları; Vespasian Hamamları, Korinth Tapınağı, anacadde, liman ve Hadrian dönemi ambarı rahatlıkla izlenebilir. Tepenin kuzeybatısındaki bataklığın arkasındaki tahıl ambarı (Granarium), 65*32 m boyutlarıyla Patara’nın günümüzde kalmış anıtsal yapılarından biri olup İmparator Adrian (117-138) dönemine tarihlenmektedir. Ambarın kentle direk ilişkisinin olmaması kente hizmet etmediğini, gemilerle gelen belki de kentte kışlayan buğdayın depolanmasında kullanıldığını göstermektedir.
Şehrin suyu yaklaşık 20 km. kuzeydoğusundaki İslamlar köyü yakınlarından, Kızıltepe yamacındaki kayalıktan getirilmiştir. Kaynakla şehir arasında, Fırnaz İskelesi’nin kuzeyindeki; “Delik Kemer” olarak adlandırılan bölüm ise su yollarının en anıtsal bölümüdür.
Xanthos kenti, birçok önemli özelliklerinin yanında tarihi en çok acılarla dolu kent olarak bilinir. Tarihçiler, kentin birçok kez yerle bir olduğunu veya yandığını fakat yeni şehrin küller arasından yeniden yeşerdiğini yazarlar.
Kalkan-Fethiye karayolu üzerinde 18 km. uzaklıktaki Kınık Köyü’nde yer alır. Şehir; Xanthos Nehri (Bugünkü adı Eşen Çayı) kenarındaki ovaya hakim iki tepe üzerinde kurulmuştur. İlki Eşen Çayı’nın kenarından sarpça bir kayalık şeklinde yükselen surla çevrili Likya akropolü; ikincisi ise kuzeydeki daha yüksek ve geniş olan Roma akropolüdür.
Likya’nın başkenti olan Kanthos’un adı, Likya yazısı ile yazılmış kitabelerde “Arnna” olarak geçer. Homeros, Sarpedon yönetimindeki Xanthoslular’ın Troya savaşlarına katıldıklarını yazar ki bu olay şehrin en eski yazılı tarihine işaret eder.
Şehir, İ.Ö. 546′da Pers kumandanı Harpagos tarafından kuşatılır. Xanthoslular’ın kahramanca karşı koyup direnmelerine rağmen çaresiz duruma düştüklerinde, kadın ve çocuklarını öldürüp şehri ateşe vererek insansız ve harap bir şehri Harpagos’a bırakırlar. Bu toplu intihardan o sırada şehirde bulunmayan 80 aile kurtulur ki şehirlerini, yeni gelen göçmenlerle yeniden kurarlar.
İ.Ö. 475-450 arasında Xanthos, bu kez yangın felaketi ile karşılaşır. Kazılarla da belirlenen bu yangın katından sonra şehir büyük bir gelişme göstererek batı dünyası ile özellikle de Atina ile sıcak ilişkiler kurar. Büyük İskender’in seferi sırasında Xanthoslular Pers Harpagos’a olduğu gibi direnme göstermişler. İ.Ö. 309′dan itibaren Mısır Hanedanı Ptolemaioslar’ın, ardından birçok Likya şehri gibi Suriye Kralı III. Antiokhos’un egemenliğini kabul etmek zorunda kalmışlardır.
İ.Ö. 2. yy’da Likya Birliği’nin başşehri olan Xanthos, 42 yılında bu kez Romalı Brutus tarafından yerle bir edilmiş ancak ardından İmparator Marcus Antonius’un gayretleriyle yeniden imar görmüştür. İ.S. I. yy.’da Roma egemenliği altındaki Xanthos’ta İmparator Vespasianus adına tak yaptırılmış, günümüze kalmış Roma yapılarının çoğu bu dönemde inşa edilmiştir.
Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan Xanthos, bu dönemde birçok yeni yapıya kavuşmuştur. Ancak 7.yy’dan sonra Arap akınları şehrin terk edilmesine sebep olmuş, 1838′de yeniden keşfedilip talan edilmesine kadar yanı başındaki Kınık’ta ufak bir köy olarak yaşamını sürdürmüştür.
Şehirdeki kazı çalışmaları, 1950 yılından beri Fransız arkeologlar tarafından yürütülmektedir. Xanthos’un her iki akropolü de değişik örgü sistemlerinin görüldüğü sur duvarları ile çevrili olup Likya akropolünü doğudan çevreleyen poligonal teknikteki sur İ.Ö. 4. yy.’a aittir. Güney yönündeki sur ile Eşen Çayı tarafındaki surların bir kısmı, Hellenistik devirde yapılmış düzgün bloklardan oluşur. Geri kalan surlar harçlı duvarları ile Bizans dönemine aittir.
Bizans sur kalıntısının kuzeyindeki sahayı Roma devri tiyatrosu kaplar. Xanthos’un en ilginç kalıntıları, tiyatronun batısında yer alır. bunlardan ilki; yüksek dikdörtgen yekpare kaide üzerindeki ölü ailesi ile yanındaki kadın gövdeli, kuş kanatlı yaratıklar olan ve ölülerin ruhlarını gökyüzüne taşıdıklarına inanılan “Harpy” kabartmalarına sahiptir. Bugün orijinal blokları, British Museum’da sergilenen Harpy Anıtı, İ.Ö. 5. yy’a tarihlenmekte; bu anıt mezarın yanında 4. yy.’a ait diğer bir kaideli Likya lahdi yer almaktadır. Tiyatronun kuzeyindeki kare şekilli alan ise Roma devri agorasıdır. Agoranın kuzeydoğu köşesinde, yekpare dikdörtgen gövdesinde Likya yazısıyla yazılmış kitabeye sahip bir anıt mezar yükselir. Harp anıtına benzer kabartmalı mezar odasına sahip olduğu düşünülen anıtın gövdesindeki kitabe, günümüze dek bulunmuş Likya dilindeki en uzun kitabe olup, Kherei adlı Xanthoslu prensin serüvenlerini anlatmaktadır. Roma akropolünde de birçok kaya mezarı ve kaideli mezarı yan yana görmek mümkündür. Bunlardan, kaidesi dışında tümü British Museum’a taşınmış olan İ.Ö. 4. yy’a ait Payava lahdi en ünlü olanıdır. Xanthos’un diğer ünlü anıtı ise yine British Museum’da sergilenen Nereidler anıtıdır. Günümüz kalıntılarına çıkan rampanın sağ kenarında sadece temelleri kalmış olan tapınak planlı anıt, sütunları arasındaki su perileri Nereidler’in heykellerinden dolayı bu adla anılmakta olup, İ.Ö. 4. yy’a aittir.
Likya dilinde adı Tlava olan kentin tarihi hakkında bilgiler sikke ve yazıtlardan elde edilebilmiştir. Benndorf, Tlos’ta bulunan bir mezardaki kabartmanın İÖ 5. yy’a ait olduğunu ileri sürer. İÖ 4. yy’da basılan sikkelerde kentin adı Likya dilinde yer alır. İS 2. yy’da devrin zenginleri olan Rhodiapolisli Opramoas ve diğer Likyalı zengin Oinoandalı Licinnius Langus’tan yardım aldığı yazılı kaynaklarda geçmektedir.
Bizans devrinde de adından sık sık bahsedilen Tlos’un akropolündeki kalede, 19.yy’da Ali Ağa isimli bir derebeyi hüküm sürmüştür. Akropolün doğu tarafında Likya dönemine ait bir sur, Likya dilinde yazıtlı mezarlar, Roma devri surları, stadyum, hamam, büyük bir Bizans kilisesi ve agora kalıntıları ilk dikkati çeken eserlerdir.
Oturma kademeleri oldukça sağlam, süslü sahne binası ise harap olan tiyatrodan başka, Likya yazıtlı Izraza anıtı ile Roma çağından kalan ve eski yüksekliğini koruyan bir kule Tlos antik kentinin ilginç eserleri arasında sayılabilir.
Xanthos kentinin karşısında Eşen Çayı’nın sağ tarafında Bozoluk denilen yerde Apollon ve Artemis’in annesi
Likyalılann Ana Tanrıçası Leto onuruna kurulmuş ufak bir yerleşim yeridir.
Burası, Likya halkının federe dini merkezi ve dinlenme kutsal alanı idi. Letoon, ya da Leto tapınağı, 1841 yılında, bir İngiliz deniz subayı Hoskya tarafından ortaya çıkarılmıştır.
1962′den beri sürdürülen kazılarda İÖ 6. yy’dan kalma eserler bulunmuş ve Artemis, Apollon ve Leto’ya ait üç tapınak ortaya çıkarılmıştır. Bunların yanında Roma döneminde IS 1. ve 2. yy’da değiştirilip genişletilen Helenistik portik vardır. Ayrıca Leto tapınağında 1973 yılında bulunan üç dille yazılmış İÖ 4. yy’a ait kitabe Letoon’un işlevi hakkında detaylı bir bilgi vermektedir.
Kitabenin bir yüzünde Aramice, diğer yüzünde ise Grekçe ve Likçe yazıtlar yer almıştır. Likya dilindeki yazılarda, “Karya ve Likya satrabı olarak Pixodares’in İÖ 358′de ilk kez yönettiğini, Hekotomnid sülalesi ile Likyalılar arasında iyi ilişkiler kurduğunu, Likya’ya Archon ve Xanthos’a vali gibi memuriyetlere adamlarını tayin etiğini” yazmaktadır. Diğer bir yazıt da Büyük iskender’in Letoon’a ziyaretini anlatır.
Yeraltı su seviyesinin yüksek olması, kazıları zorlaştırdığı gibi, kazılan bölgelerin bir süre sonra tekrar su altında kalmasına engel olunamamaktadır. Sahnesi olmayan oldukça büyük grek planlı bir tiyatro, Leto, Apollon, Artemis tapınakları ile seller nedeniyle toprakla dolmuş nympheum ve agora kentin görülecek yegâne eserleridir.
Latin şair Ovidius’un anlattığı bir efsaneye göre, Zeus’tan hamile kalan tanrıça Leto, çocukları, ikiz tanrı Artemis ve Apollon’u Delos’ta doğurur. Sonra Xanthos nehrinin denize ulaştığı yere gelip, nehir boyunca kaynağa vanncaya dek yürür. Kaynakta çocuklannı yıkamak isteyen, ama yerli halk tarafından engellenen tanrıça, yöre halkını kurbağaya çevirerek intikamını alır. İşte Leto tapınağı insanlann kurbağaya çevrildikleri bu yerde tanrıça Leto adına yaptırılmıştır. Bu tapınaklann altında İÖ 5. yy sonuna ait, temelleri görünen daha eski bir tapınak daha bulunmaktadır.
Sidyma tabelasını gördüğünüz Fethiye yolundan sapılarak 7 km kadar gidildiğinde, antik Sidyma kenti, şimdiki Dodurga köyünün bulunduğu yerde yer almaktadır.
Kentin ne zaman kurulduğu hakkında bilgiler bugün elimizde yoktur. Ancak kentin Roma ve Bizans devirlerinde gelişme gösterdiği kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Kentin akropolünde birkaç sarnıç ve bina kalıntısı olmasına karşılık, akropolün kuzey eteği ve vadideki kalıntılar arasında mermerden yazıtlı bir mezar, bir tapınak, hamam ve birkaç basamağı ancak görülebilen bir tiyatro dikkati çeker.
Köyün bulunduğu tarlalar arasında görülen birçok lahit arasında iki heroon görülebilecek eserler arasındadır.
Xanthos’tan sonra Fethiye yoluna devam eder ve Pinara yazılı levhadan sola dönüp 5 km daha giderseniz Pinara köyüne ulaşırsınız. Köyden antik kente yaya olarak çıkılır.
Kentin Likya dilinde adı, yuvarlakça anlamına gelen Pinale sözcüğünden kaynaklanmaktadır. Yapılan yüzeysel araştırmalar, Pinara’nın Xanthoslular tarafından kurulduğunu ve üç oy hakkına sahip altı kentten biri olduğunu gösterin ektedir. Kariya Kralı Piksodaros’a İÖ 340-334 yılları arasında bağlı olduğu, burada bulunan bir yazıttan anlaşılmaktadır. Diğer antik kentler gibi İÖ 334′te Büyük İskender tarafından ele geçirilen kentin gümüş ve bronzdan birlik tipinde bastığı sikkeler İÖ 168-81 yılları arasına tarihlenir.
Kentin akropolüne, güney tarafından kayaya oyulmuş merdivenli patikadan çıkmak gerekir. Surla çevrili olan kısımda surlar ve Bizans çağı eserleri görülür. Pinara’nın resmi ve özel yapılarının da birçoğu burada toplanmıştır. Dik bir kayalık yamacında yer alan yüzlerce kaya mezarı ve güney akropolünde tiyatro, odeon, tapınak ve hamam kalıntıları ilgi çeker. Tiyatro İS 2.yy’a ait olup 27 oturma basamağından oluşmaktadır.
Lykia bölgesinin kıyısında Demre’nin (Kale) batısında yer alan Kekova kayalık bir adadır. Burası ismini ilk defa XIX.yüzyılın başında Cramer tarafından duyurmuştur. Çoğu kez de kaynaklara Kakava olarak geçmiştir.
Kekova Adası ismini çevresindeki bölgeye de vermiştir. Ancak bu ada depremler sonucu deniz altında kalmış ve buraya batık şehir ismi de verilmiştir. Bu adanın yakınında Aperlai, batık Kent, Kaleköy’deki Simena, Üçağızdaki Theimussa, Gökkaya koyundaki Istlada isimli antik kentler bulunmaktadır.
En yüksek tepesi 188 m. karşısındaki anakara ile arasındaki kanal görünümündeki denizin derinliği ise 105 m.’dir. Kekova adı son yıllardaki güncelliğinden dolayı turizm ve korumacılık alanlarında da sıkça kullanılır olmuş, Çayağzı’ndan (Andriake) yapılan tekne turları “Kekova Turu” olarak anılmaya başlamış, daha da önemlisi ada ve çevresindeki arkeolojik doğal koruma alanları “Kekova Sit Alanı” olarak adlandırılmıştır.
Ada, hiçbir zaman karşısındaki iki küçük liman gibi kent özellikleri taşımamış, daha çok iki kenti perde gibi Akdeniz’e karşı koruyup denizcilerin sığınak, gemi inşaa ve onarım üssü olarak kullanılmıştır. Bu çevrede bugün “Batık Kent” olarak adlandırılan adanın kuzeybatı kıyılarındaki kalıntılar en az İ.Ö. 5. yy.’dan beri ticari ve askeri üs olarak kullanılmış olan Kekova’nın en renkli köşesidir. Tersane koyu ise hem yüzülebilecek tek yer hem de Bizans dönemine ait bazilika apsisi ile arkeolojik kalıntıların en yoğun olduğu alandır.
Yakınındaki batık kent olarak anılan köşede genellikle ana karaya oyulmuş yerleşim kalıntıları ve su içindeki temeller yer alırlar ki orijinal durumlarını canlandırmak için taşın yanında ahşap mimarinin de yoğun olarak kullanıldığını unutmamak gerekir. Sadece bu köşedeki yapıların batmış olması büyük bir ihtimalle deprem sonrası
adanın bu köşesinden ana karaya doğru yatmasıyla açıklanabilir.
Sağlam kalesiyle eşsiz bir görünüme sahip olan Simena adından ilk kez tarihçi Rinius (İ.S. 2. yy) bahsetmektedir.
Karayoluyla bağlantısı olmayıp genellikle Çayağzı’ndan deniz yoluyla ulaşım sağlanabilmektedir. Kalenin kuzeyinde kaya mezarlarında görülen Likya dilindeki yazıtlar, şehrin eksikliğini gösterirler. Likya birlik kentlerinden biri olduğu ve bağımsızlığı, sikkelerinden anlaşılmaktadır.
Kıyıdaki Likya tipi lahitler mendirek ve yapı kalıntıları ile İmparator Vespasian’a ithaf edilmiş hamam, kaleden rahatlıkla izlenebilir. Kale içinde kayaya oyulmuş küçük bir tiyatro bölgenin en ilginç kalıntısıdır. Kalenin kuzeyinde ise oldukça geniş bir alana yayılmış olan mezarlık bölgesi uzanmaktadır.
Kalkan’a 60 km. uzaklıkta olan şehre Kaş’ı 18 km geçtikten sonra güneye ayrılan yaklaşık yarım saatlik yoldan Üçağız Köyü’ne ulaşılır.
Günümüz köy yerleşimi, Teimiussa olarak adlandırılan küçük bir Likya liman kenti üzerine oturmaktadır. Köye, Kaş veya Finike yönünden teknelerle ulaşılabilir. Yerleşim yeri olan Kekova doğal ve arkeolojik sit kapsamında korunan yörelerden biridir. Likya yazıtlı mezarların bulunması en az İ.Ö. 4. yy. öncesi yerleşimine işaret eder. Teimiussa’da görülebilecek antik kalıntı olarak bol miktarda mezar ile kıyıdaki yol ve rıhtım sayılabilir.
Bugünkü Demre ilçe merkezinde ve civarında yer alan Myra Antik Kenti, özellikle Likya dönemi kaya mezarları, Roma dönemi tiyatrosu ve Bizans dönemi Aziz Nichola Kilisesi ile ünlüdür.
Kaya mezarları, Likya yazılı kitabeler ve sikkeler, Myra’nın en azından İ.Ö. 5. yy’dan itibaren varlığını sürdürdüğünü gösterirler. Strabon’un verdiği bilgiye göre Likya Birliği’nin altı büyük kentinden biri olan Myra, Likçe yazıtlarda “Myrı” adıyla anılır. İ.S. 2. yy. Myra’nın büyük bir gelişmeye sahne olduğu dönemdir. Likya Birliği’nin metropolisi olan şehirde, Likyalı zengin kişilerin yardımları ile birçok yapı inşa edilmiş ve onarılmıştır.
Bizans döneminde ise Myra, dini yönden olduğu kadar idari yönden de önde gelen şehirlerden biri olup günümüze dek ününü Aziz Nicholas’ın İ.S. 4. yy.’da şehrin piskoposu olmasına ve ölümünden sonra aziz mertebesine ulaşıp adına kilise yapılmasına borçludur. Myra, 7. yy.’dan itibaren gerek deprem, su baskını ve Myros çayının getirdiği alüvyonlar, gerekse Arap akınları sebebiyle önemini yitirip 12. yy.’da köy hüviyetine dönüşmüştür.
Günümüz kalıntılarını, akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro ile her iki yanında yer alan kaya mezarları oluşturur. Yapılan araştırmalara göre bugün oldukça sağlam durumda olan Roma dönemi surlarının dışında Helenistik hatta İ.Ö. 5. yy’a tarihlenen sur kalıntılarına akropol tepesi ve çevresinde rastlamak mümkündür.
Akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro, gerek oturma sıraları gerekse sahne binası ile iyi korunmuş bir Roma dönemi tiyatrosunun özelliklerini yansıtır. Sahne binası ikinci katın yarısına kadar ayaktadır ve seyircilere bakan yüzü bir mimari fasad oluşturacak şekilde sütun ve nişlerle süslenmiştir.
Tiyatronun hemen iki yanında, kabartmalı veya düz kaya mezarları yer alır. Likyalılar’ın ahşap ev mimarisinin kaya mezarlarına en iyi uyarlanmış örnekleri olan Myra mezarlarından, içinde ölüyü ve yakınlarını betimleyen kabartmalı mezar, en ilginç örneklerden biridir. Ayrıca yine kabartmalı veya kitabeli bir çok kaya mezarı, kayalığın güneye bakan yüzünde üst üste veya yan yana sıralanmaktadır.
Tiyatro yakınındaki şehir merkezine giderken yolun solundaki hamam kalıntıları ise Roma dönemi tuğla mimarisinin erken ve ilginç örneklerini oluştururlar. Şehrin su ihtiyacı, Demre Deresi’nin aktığı vadi kenarındaki kaya yüzüne açılmış kanallarla karşılanmaktaydı.
Şüphesiz şehrin ilginç anıtsal kalıntı temelleri 5. yy’da yapılmış şekliyle günümüze ulaşmış olan Noel Baba Kilisesi olarak da anılan Aziz Nicholas Kilisesi’dir. Kazı ve onarım çalışmaları Hacettepe Üniversitesi’nce yürütülen kilisenin yer yer iyi korunmuş mimari, duvar resmi ve mozaikli mekanları her yılın 5 Aralık günü birçok ülke temsilcisinin katıldığı Noel Baba Festivali’ne ev sahipliği yapmaktadır.
Yaygın olarak Noel Baba olarak bilinen St. Nicholas M.S. 245′te Fethiye yakınlarında Patara’da doğmuş ve M.S. 363′de ölmüştür. Zengin bir ailenin iyi eğitilmiş oğlu olan St.Nicholas hayatını insanlara özellikle de çocuklara ve denizcilere yardıma adamıştır. Bu yardımlarının sağladığı ünü bugüne dek Noel Baba efsanesi olarak gelmiş ve güncelliğini korumuştur.
Demre rahibi olarak insanlara dini ve sosyal yardımlarda bulunan St. Nicholas ölünce Demre’ye gömüldü ve mezarının yanına adına bir kilise inşaa edildi. 1080′de İtalyan korsanlar bazı kemikleri Bari’ye kaçırdılar. Ancak kalan bazı kemik parçaları bugün Antalya Müzesindedir.
İlki 5-7 Aralık 1983 yılında yapılan Noel Baba sempozyumu, o günden beri değişik din ve eğitimlerden gelen insanların katılımıyla her yıl tekrarlanıyor. Bu sempozyumda St. Nicholas’ın çizgisinden gidilerek değişik din ve inançlardan olan insanlara barış, dostluk ve kardeşlik çağrısı yapılıyor.
Pirha’nın bulunduğu ören yerine, Bezirgan Köyünden 15-20 dakika yaya olarak ulaşılır. Kalkan’a 18 kM uzaklıkta olan ve orta Likya’nın en büyük kentlerinden birisidir. Denizden 850 metre yükseklikte kurulan kentin bulunduğu dağın yamacında çok sayıda kaya mezarı vardır. Lahitler çevreye dağılmıştır. Burada bulunan üç tane kadın heykeli bugün Antalya Müzesinde sergilenmektedir.
“Likya Yolu” 3 bin yıllık eski bir ticaret yoludur. Antik dönemlerde Likya kentlerini birbirine bağlayan patikalar zinciridir.
Garanti Bankası 1996 yılında, ülkemizin sahip olduğu değerleri ortaya çıkarabilmek için bir proje yarışması düzenlemiştir. İngiliz uyruklu, Kate Clow’un sunduğu “Likya Yolu” projesinin birinci seçilmesiyle, ‘yol’ tekrar günümüze kazandırılmıştır.
Kate Clow tarafından işaretlenen “Likya Yolu” birinci bölümünü, Fethiye Ölüdeniz’den başlayıp Faralya Köyü, Kelebekler Vadisi, Kabak koyu, Yedi Burunlar, Sidyma, Pınara, Letoon, Xanthos antik kentlerini takip ederek, incecik kumlarıyla Patara’da tamamlar.Toplam uzunluğu 509 kilometre olan bu yolun ikinci bölümü ise Antiphellos, Apollonia, Simena, Kekova, Myra, Limyra ve yüzyıllardır sönmeyen ateşiyle Yanartaş, Olympos antik kentinden sonra Antalya’da son bulmaktadır.Bu yol uluslararası standartlarda işaretlenmiştir.Üst üste kırmızı beyaz işaretler doğru rotayı göstermektedir. Yol üzerinde en fazla 100 metrede bir işaretler mevcut olup, yol ayrımlarında ve yerleşim birimlerinde rota sarı tabelalarla desteklenmiştir.
Likya Yolu’nu gezerken Likya’nın antik kentlerinin yanı sıra, bağımsız anıt mezarlar, tepeleri süsleyen antik şehir surları ve bu surları birbirine bağlayan yollar, halk hamamları, halk çeşmeleri, tiyatrolar ve anıt mezarlara rastlanmaktadır.
“Likya Yolu” olarak adlandırılan bu yol Avrupa’daki en uzun 4, dünyanın da en güzel 10 yürüyüş rotasından biri olarak kabul edilmektedir.
Türkiye’nin gizli cennetlerinin saklı olduğu “Likya Yolu”, günümüzde yerli ve yabancı, doğa ve yürüyüş tutkunlarına inanılmaz güzellikler sunmaktadır. Dağların, ormanların, kumsalların, yaylaların içinden tarihle iç içe geçen bu zorlu yolu, hem doğaya, hem de kendine yapılan bir keşif yolculuğu olarak düşünebiliriz. Ayrıca, “Likya Yolu”nda yapılacak keyifli yürüyüş, yol üzerindeki küçük dağ köylerinde sıcak ve dost insanlarla, yarı göçebe yaşamlarıyla tanışma olanağı sağlamaktadır.
Mavi Bayraklı berrak ve serin denizi ile Kalkan’da yılın 9 ayı denize girmek mümkündür. Halk plajı olarak bilinen şehir merkezindeki plajda şezlong ve şemsiye kiralayarak tüm gününüzü geçirebilirsiniz.
Küçük Çakıl taşlarından oluşan Plaj’da, bu sayade denizden sonra kum temizleme zahmeti ile karşılaşmazsınız. Belediyemize ait Duş’larda duş aldıktan sonra gezinize çok rahat devam edebilirsiniz. İsterseniz özel sektöre ait kurulmuş plajlardan da denizin keyfini çıkartabilir ve kaliteli hizmet alabilirsiniz.
Kalkan’a 10 dakika mesafede olan, Kaş sahil yolu üzerinde bulunan kanyon ağzı plajıdır.
Türkinenin tanıtım filmlerinin vazgeçilmez bir öğesi olan Dünyaca Ünlü Kaputaş plajı’na 187 basamak aşağı inerek ulaşabilirsiniz. Kanyon’dan gelen ve Yer altına inerek akmakta olan suyun deniz kıyısında kumlar arasından süzülmesi sonucu suyu genel olarak serin ve turkuaz rengindedir. Kanyon içerisinde bahar aylarında küçük bir şelale oluşmaktadır.
Patara Plajı, Patara antik kenti yakınında bulunan ve bu bölgedeki en büyük ve güzel plajlardan biridir. Türkiye’deki kumsalların en uzunu ve en görkemlisidir. 18 km. uzunluğundaki kumsalın derinliği yer yer 200-300 metreye ulaşır. Kumu incedir. Deniz ise sığdır. Hemen hemen hiç durmayan rüzgarı nedeniyle rüzgar sörfü için de uygundur. Patara kumsalı deniz kaplumbağalarının (Caretta Caretta) yumurta bıraktıkları yerler arasında bulunduğu için koruma altındadır. Ayrıca Patara plajının arka tarafındaki antik kente, rüzgarla taşınan kumulların önüne geçilebilmesi için setler oluşturulmuştur.
Patara plajı genişliği ve uzunluğu nedeniyle geçmişte Yeşilçam filmleri tarafından çöl sahnelerinde fon olarak kullanılmıştır.
Yaklaşık 17 km uzunluğu ile Türkiyenin en uzun Kanyonu olan Saklıkent kanyonu, 200 bin yıl önce meydana gelen bir çökmeden oluşmuştur. Kanyonun içinde Bey Dağları’nın kaynak suyunu bulunduran eşine az rastlanır bir doğa harikasıdır. Fethiye’ye gelmeden Saklıkent-Kemer kavşağından, Saklıkent istikametine doğru hareket ettiğinizde, 32 km mesafe yapmanız gerekir. Tlos antik şehrine çok yakındır.
Kanyonun keşfi ise çok yakın bir tarihe dayanmaktadır. Rivayetlere göre bir çobanın keçisini buraya kaçırması sonucunda keçisinin peşinden gitmesiyle keşfettiği kanyon, çevre yerleşkelerde merak konusu olur. Burada sonsuz bir soğuk su akar. Akıntı çok şiddetlidir. Çobanın burayı bildirmesinin ardından Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Saklıkent’i Milli Park ilan etmesinden sonra, özel firmalarında da desteği ile Saklıkent bugünkü halini alır.
Buranın tamamını görmek profesyonel dağcıları bile zorladığından turistler için yapılan tahtadan platformlarda yürüyerek ve güzergah üzerindeki yer yer bel seviyesine gelecek çok sıcak günlerde bile buz gibi suyun içerisinde ilerleyerek bu nefis yeri keşfedeceksiniz.
Saklıkent Kanyonu turunda yanınızda olması gerekenler spor bir ayakkabı, (oradan da ayakkabı kiralayabilirsiniz ) mümkünse yedek mayo veya şort, havlu, kamera ve fotoğraf makinesi.
Kaş-Kalkan arasında deniz kıyısında olan Mavi Mağara, Kalkan’a 8 km. uzaklıkta olup, Kaputaş Plajı yakınlarındadır. Eskiden fok balıklarının içinde yaşadığı bilinen Mavi Mağara, 1972 yılında Jeolog Dr. Temuçin Aygen tarafından bulunmuştur. Güneş ışıkları mağaranın içine deniz dibinden yansıyarak girmekte ve mavi parlak fosforesson rengi meydana getirmektedir. Mağara 50 m. uzunluğunda, 40 m. genişliğinde ve 15 m. yüksekliğindedir.
İnce Burun’un arkasında yer alan bu mağara Kalkan’a 2 km. mesafede OLAN Güvercin Mağarası adı verilen ikinci bir deniz mağarası daha vardır. İçinde yüzlerce güvercin yuvasının bulunduğu bu mağaranın girişi çok dar olduğu için, ancak yüzerek girilebilir. Mağaranın içinden küçük bir yeraltı deresi denize karışmaktadır.
Güvercinlik mağarasına 100 metre mesafededir. Küçük ve dar ağızlı bir mağaradır. Yaklaşık olarak 40 metre uzunlukta olup tavanı da yüksektir.
Kalkan’a bağlı Bezirgan Köyü’nün sahilinden biraz içeride kalan İnbaş mevkiinde oldukça büyük bir mağaradır. Yol, yakınına kadar gitmektedir.
Batı Torosların bitiminde Akdağ’ın hemen altındaki yer alan, en güzel aromalı elmaların yetiştiği Gömbe Yaylası, denizden 1200 metre yükseklikte başlıyor. Yaylanın 1800′üncü metresinde bir krater gölü olan Yeşil Göl yer alıyor. Yeşil göl Uçarsu adı verilen akarsuya kaynaklık ediyor. Önce yukarıya sonra aşağıya fışkırdığı ve vadiye uçarak aktığı için adına Uçarsu denilen bu akarsu, yaz ve kış aylarında yönünü değiştiriyor. Tersine akması nedeniyle efsaneye de konu olan Uçarsu, yerli ve yabancı ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor.
Efsaneye göre, yaşlı bir kişi, bir gün, bütün gün yol yürümüş ve çok yorulmuş. Dağın öteki eteğindeki köylülerden su istemiş fakat köylüler suyun ancak kendilerine yeteceğini söyleyerek vermemişler. Bu arada genç bir kadına rastlamış. Genç kadın elindeki su kabağında taşıdığı suyu, sırtındaki bebeğine yetecek kadar kalmasına rağmen yaşlı kişiye uzatmış. O anda yaşlı kişi birden gözden kaybolmuş ve kaybolduğu yerden sular fışkırmaya başlamış. Fışkıran sular önce Akdağ’ın tepesine doğru yükselip sonra aşağıya vadiye doğru şelale şeklinde akmaya başlamış. Bu nedenle de bu akarsuya yöre halkı Uçarsu adını vermiş. Uçarsu, yaz mevsiminde yörük kadının köyüne doğru akarak bütün vadiyi sularken, kış mevsiminde yön değiştirerek, kendisine su vermeyen köylülerin olduğu tarafa akar ve bu bölgeye zarar verirmiş.
Yöre halkı, su isteyen yaşlı kişinin Elmalı-Tekke köyünde yaşadığı belirtilen Abdal Musa olduğuna inanıyor. Bu nedenle Uçarsu, bir saatlik yürüyüş sonrası vatandaşlar tarafından ziyaret ediliyor ve burada, ziyaretçilere, lokantalarda fırın kebabı, Gömbe kebabı ikram ediliyor.
Kalkan’a 4 km uzaklıkta olan Yeşilköy beldesine bağlı olan Fırnaz Koyu’nun her yerine karayolu ile geçiş yoktur. Mavi yolculukların vazgeçilmez durağı olan Fırnaz Koyu, berrak ve turkuaz renkli suları ile akvaryum gibi denizin dibini görebileceğiniz ender yerlerden biridir. Koyda bulunan küçük plajda insanı gençleştirdiğine inanılan çamur ile Çamur banyosu yapabilirsiniz. Çevresi yamaçlarla çevrili olan Fırnaz Koyu’nun kuzeyinden geçen antik suyolu Delikkemer’le sonlanan geniş dağlık alandaki hemen hemen her tepe düzlüğünde yapıya ait kalıntılar vardır.
Kalkan’dan kalkan Tekne turlarınında durağı olan Koy’da her dakika güzelliğin keyfini çıkaran yat ve teknelere rastlayabilirsiniz.
Kalkan’a uzaklığı 17 km olan köy Beldenin en eski köylerindendir.
Bezirgan’ın tarihi hakkında çok fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Köyden 15-20 dakika yaya olarak ulaşabileceğiniz PİRHA antik şehri Orta Likya’nın en büyük kentlerinden birisidir. Denizden 850 metre yükseklikte kurulan kentin bulunduğu dağın yamacında çok sayıda kaya mezarı vardır. Lahitler çevreye dağılmıştır. Burada bulunan üç tane kadın heykeli bugün Antalya Müzesinde sergilenmektedir. Köyün yakınlarında olan İnbaş mevkiinde yine aynı isimle anılan oldukça büyük bir mağara da bulunmaktadır.
Köyün en büyük gelir kaynaklarından birisi Turizm’dir. Köy turizminin en güzel örneklerinden olan Bezirgan’a yerli yabancı bir çok turist ziyaret etmektedir. Eski Kalkan’lılar yaz aylarında köydeki evlerine sıcak ve kavurucu Akdeniz ikliminden kaçarak gelmişlerdir dolayısı ile yaz aylarında nufusu artmaktadır. Bezirgan’da yaz aylarında at ve trekking turları da düzenlenmektedir.
Tarihi Miras olduğu için devlet arşivlerine alınan yüzyıllardır tahıl koymak için kullanılan Tarihi Tahıl ambarları günümüzde bir dönem kışı sahilde geçiren köylülerin değerli eşyalarını koruduğu birer ‘kasa’ olduğu ortaya çıktı. İçinde değerli eşyaların da bulunduğu ambarları yaz kış bekleyen görevlinin ücretinin de ‘tahıl’ olarak ödendiği söylenmektedir. Üçgen alınlıklı ahşap yapıları ile Çok ilginç olan ambarların en büyük özelliği hiç çivi kullanılmadan birbirne geçirilen ahşap malzemelerden oluşmasıdır. Likya döneminden kalan, evlerinin ve mezarlarının üçgen formunu yaşama yansıtan geleneğin bir mirasıdırlar.
Köye gittiğinizde mutlaka Güneyin mıhlaması sayılan “sündürme”, yöresel otlardan yapılan “gözleme”,”bazlama”, bölgeye has “çambalı”, süzme yoğurt ve keçi peynirini tadmadan geçmeyin.
İSLAMLAR KÖYÜ (BODAMYA) KAŞ HAKKINDA...BELDELERİ Gömbe
Kalkan
Kınık
Ova
Yeşilköy
MERKEZ MAHALLERİ Kaş Merkez
Gömbe Merkez
Kalkan Yalıboyu
Kalkan Menteşe
Kınık Merkez
Kınık Göçebeler
Kınık Doğrular
Ova Merkez
Ova Yeşilyurt
Yeşilköy
KÖYLERİ Ağullu Köyü
Ahatlı Köyü
Aklar Köyü
Akkörü Köyü
Bayındır Köyü
Belenli Köyü
Belkonak Köyü
Beldibi Köyü
Bezirgan Köyü
Boğazcık Köyü
Cemre Köyü
Çataloluk Köyü
Çamlıköy Köyü
Çamlıova Köyü
Çavdır Köyü
Çayköy
Çerler Köyü
Çeşme Köyü
Çukurbağ Köyü
Dereköy
Dirgenler Köyü
Doğantaş Köyü
Gelemiş Köyü
Gürsu Köyü
Gökçeören Köyü
Gökçeyazı Köyü
Hacıoğlan Köyü
İkizce Köyü
İslamlar Köyü
Karadağ Köyü
Kasaba Köyü
Kemer Köyü
Kızılağaç Köyü
Ortabağ Köyü
Palamut Köyü
Pınarbaşı Köyü
Sarılar Köyü
Sarıbelen Köyü
Sinneli Köyü
Sütleğen Köyü
S.Kılıçlı Köyü
Uğrar Köyü
Üzümlü Köyü
Yeniköy Köyü
Yeşilbarak Köyü
Y.Kılıçlı Köyü
Y.Palamut Köyü
Yuvacık Köyü
ALIŞVERİŞ 
Kaş’ta apart ya da villada konaklayanlar için normal ev ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri birçok yer mevcut. Bütün yiyecek maddelerini küçük dükkanlardan ya da Migros ve Muhtar gibi süpermarketlerden alabilirsiniz.
Her Cuma günü ünlü Kaş Pazarı kurulmaktadır. Burada köylü kadınların sattığı Kaş’a özgü tatlar (otlar, baharatlar ile el yapımı nar suyu, salça vb. birçok şey) bulabilirsiniz.
Alışveriş merkezleri saat 09:00 ile 22:00 arasında açıktır. Bir kaç yer gece yarısına kadar hizmet veriyor. Cuma Pazarı ise sabah 08:00 de başlar ve akşam 19:00 civarında biter.
Kaş’da el yapımı kilim ve dokumalar ünlüdür. Tülbent ve yemeniler hediyelik eşya olarak satılmaktadır. Ayrıca ceviz ağacından süslemeli sandıklar, ağaçtan sehpalar, tahta kaşıklar ve oklavalar yörenin el yapımı ürünleridir. Uzun Çarşı sokağında restore edilmiş eski cumbalı evlerin altlarında, rengarenk tezgahlarda da aradıklarınızı bulabilirsiniz.
Gümüş severler, Kaş merkezindeki Uzun Çarşı sokağında çok güzel ürünler sunan gümüşçülere mutlaka uğrasınlar.
Ve özgün seramik, porselen ürünleri olan farklı bir mekan bulunmakta. Yaz döneminde haftanın belli günlerinde workshop da düzenlenmektedir.
Geceleri sokaklara akın eden turistleri; midye, buzlu badem ve Frenk inciri satıcıları karşılar. Kaktüs ağacında yetişen Frenk inciri, tadının yanı sıra dikenli olmasıyla ilgiyi üzerine toplar.
Çekirdekli olması damaklarda azda olsa kivi tadı bırakır. Tadı bağımlılık yapan midye ise turistlerin başka bir tercihidir. Sokaklarda hareketlilik sabah 4′e kadar sürer. Saat 3 civarlarında meydana, gözleme yeri kurulur. Birasını alan insanlar duvar bara dizilir. Kaş’ın sokaklarında dolaşırken susarsanız mutlaka soğuk çeşmeye uğrayın.

Buz gibi olması ve şehrin tam göbeğinde olması bu çeşmeye ün kazandırmış. İnsanlar arsında “soğuk çeşmeden su içen, Kaş’a mutlaka bir daha gelir.” gibi söylentiler dolanmaktadır.
Kavurucu sıcaklarda çeşme bütün halkın yardımına koşuyor. Hemen yanında bulunan 2 tane çaybahçesi var. Yaz günlerinde misafirini kapan buralara akın eder. Soğuk çeşme olarak kalıplaşmış çeşmemizin yanına frenk incir satıcıları sıralanır. Buz gibi suyun altında temizlenen frenkler, alıcılara sunulur.
Kaş ve çevresinde el yapımı kilim ve dokumalar üretilmektedir. Yöreye özgü ‘Barak kilimi’ ve keçi tüyünden üretilerek dokunan kılçar ünlüdür. Dastar, tülbent, yemeni üretilerek hediyelik eşya olarak satılmaktadır. Ayrıca ceviz ağacından süslemeli çeyiz sandıkları, ağaçtan sehpalar, tahta kaşıklar ve oklavalar yörenin özellikleridir. Ayrıca Kaş’ın Cuma Pazarı da ünlüdür.
Kaş’ın en önemli anıtı Uzun Çarşı Caddesi üzerinde, halıcı dükkânlarının arasında karşımıza çıkan ve tek bloktan oluşan bir lahiddir.
Adı Uzun Çarşı olup kendisi kısacık ve yokuş bir sokaktan ibaret alışveriş bölgesi rengarenk tezgahları ile Kaş’ın merkezidir.
Uzun Çarşı içindeki dükkanlar restore edilmiş, iki katlı, cumbalı eski evlerin altında yer alır.
Günümüze sağlam bir şekilde gelebilen lahdin üzerindeki sekiz satırlık Lykia dilindeki yazı okunamadığı için lahdin kime ait olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle de halk ona Kral Lahdi adını yakıştırmıştır.
TURİZM

İlçe merkezi, Kalkan ve Gelemiş Köyü’nde son yıllarda turizm, hızlı bir şekilde gelişmektedir. Bu nedenle turistik tesislerin sayısı hızla artmaktadır. Kaş özellikle dalış turizmi bakımında ülkemizin önde gelen merkezlerinden biridir.
Meis Adası’na en yakın noktayı oluşturan Kaş’ta tarihi eserleri ve doğa güzellikleriyle önemli turizm potansiyeli vardır. Bir dil gibi denize uzanan Çukurbağ Yarımadası üzerinde yeni yapılmış modern oteller yarımadayı süslemektedir. Kaş’ın içinde tertemiz sularıyla Büyük Çakıl Plajı, Küçük Çakıl Plajı ve Akçagerme Plajı gibi plajlar vardır. Ayrıca kayıkla Çayağzı Plajı’na da gidilebilir.
Kaş’ın etrafında yer alan 6 adet mağaradan Kaş’a 18 km. uzaklıktaki Mavi Mağara, Aşırlı Adası Deniz Mağarası, güvercinleri ile ünlü Güvercinlik Mağarası en ünlü olanlardır. Bu arada Kaputaş Plajı da bir dünya harikasıdır.
Kaş zengin tarihi yanında gün geçtikçe daha çok rağbet gören dağ yürüyüşü, dağcılık, rafting gibi doğa etkinlikleri içinde sayısız olanaklar vermektedir. Doğa ile baş başa olmak isteyenler için Gömbe’deki Yeşilgöl ve Uçansu Şelalesi iyi bir seçenek oluşturmaktadır. Akdağ’ın eteklerinde bulunan Gömbe, Kaş’tan 70 km uzaklıktadır. Akdağ ise Batı Torosların Kızlar sivrisinden sonra en yüksek zirvesidir. Burada bulunan küçük göller dikkat çekicidir.

Gömbe’de Komba antik kenti ve buradan 13 km. uzaklıkta Nisa antik kenti vardır. Ayrıca Kaş içinde Kandyba antik kenti vardır. Bunların dışında Kaş’a 12 km uzaklıktaki Phellos antik kenti görülebilir.
Kaş çevresindeki önemli yerlerden biri de Kekova’dır. Kekova’ya Kaş’tan tekne ile gidildiği gibi karadan üç Üçağız’a gidilip kayıkla da gezilebilir. Burada batık şehir görülebilir. Kaş’ın etrafında adı bilinen Istlada, Apollonia, Isında, Kyaenai gibi antik kentler yanında ismi bilinmeyen birçok harabe yeri daha vardır. Pek çok adı ve geçmişi bilinen veya bilinmeyen tarihi eser mevcuttur. Örneğin Tüse Köyü’nün yakınındaki alçak bir tepe üzerinde Tysse adında küçük yerleşme görülür.
KAŞ'IN TURİZM POTANSİYELLERİ Likya'nın önemli kentlerinden olan Kaş, ilçeyi çevreleyen Antik döneme ait kentler ve tarihsel değerlerle doyumsuz
kültür turları; Akdeniz'in derinlerde yarattığı heyecanları doruklarda hissettiren
sualtı dalışları; nehirlerde yapılan macera dolu
kano turları; ekolojik uyumun keşfedildiği
doğa yürüyüşleri; derin ve karanlık mağaralara teknik donanımlı
mağara dalışları; yüksek dağlardan turkuaz renkli suların manzarasına süzülen
yamaç paraşütü; Akdeniz'de değerli taşları andıran adalar ile çevreye yapılacak
Mavi Yolculuk ve tekne turları; damak tadınıza uygun deniz ürünleri ve dağlarda yetişen kokulu otlarla tatlandırılan yöresel yemeklerden oluşan mönüsü; yüzlerce yılın mirası, el sanatlarının çeşit ve güzelliği; Kaş'ın bağlı olduğu Antalya ve ilçelerine ait turizm merkezleri ile tabiat, tarih ve kültür zenginliğini, alternatif turizm imkanları ve çevresinde yer alan turizm merkezlerinden oluşan renkli yelpazesi" ile düşsel bir mekandır.
KÜLTÜR SEYAHATLERİ Kaş ve yakın bölgelerde Likya uygarlığına ait pek çok yerleşke Kaş turizmine renk katmaktadır. Likya uygarlığının önemli kentlerinden biri (Habesos) üzerinde şekillenen Kaş barındırdığı tarihsel dokuyla kültür turlarının vazgeçilmezidir. Kaş'tan hangi yöne hareketlenseniz sizi mutlaka bir Likya kenti karşılayacaktır.
Günlük tur mesafesinde yer alan Kekova, Xhantos, Letoon, Sdyma, Pınara, Myra, Lmyra, Patara, Arykanda, Tlos, Apollonia gibi Likya kentleri sizi doyumsuz bir tarih heyecanına taşıyacak.
SUALTI DALIŞLAR Kaş'da dalış 1986 yılında yapılmaya başlandığından günümüze değin gerçekten inanılmaz bir gelişme göstererek bugün Kaş turizminin motor sektörü olmuştur demek abartılı olmaz. Bir dalış okuluyla başlayan bu macera bugün sektöre hizmet veren 15 okul ile yakın coğrafyada yer alan Avrupalı dalıcıların en çok keyif aldıkları dalış bölgesidir. Tespit edilmiş 30'a yakın dalış noktasıyla dalıcılara heyecanlı anlar yaşatıyor.
Gerek balık popilasyonu bakımından gerekse dalış noktaları zenginliğinden dolayı her geçen yıl aktivite ortalamasını yükselten Kaş'da dalış söktörü dünyada dikkat çekici bir noktaya ulaşmıştır.
Dünyanın en önemli 50. dalış bölgesi seçilen Kaş, oldukça zengin bir sualtı canlılığı ve faunasına sahiptir. Yaz aylarında 40-50 m varan görüş mesafesi ve kayalık dip yapısıyla Kızıldeniz'den sonra, Akdeniz'in önemli bir dalış noktasıdır.
Dip yapısının genelde kayalık olmasından ötürü, Kaş'ın sualtında Orfoz, Akya, Sinarit, Lahos, Barakuda, Vatos, Asker Balığı, Müren, Karagöz, Ahtapot, Kalamar, Domuz Balığı, Hani, Alibey, Kardinal Balığı ve Karavida, Böcek (İstakoz) Deniz Kaplumpağası, Deniz Tavşanı gibi birçok balık çeşidini ve sualtı canlısını hemen hemen her dalışta görmeniz mümkündür.
KANO TURLARI Günümüzün en ekolojik ulaşım aracı olan deniz kanosuyla, başka yöntemlerle ulaşılamayan ıssız kıyıları keşfedin. Gürültü yok, kirlilik yok, hareket etmek için gereken tek şey kollarınzın gücü, birbirinden güzel koylar arasında tercihinizi yapmak için ise, yüreğinizin sesini dinlemeniz yeterli olacaktır.
Ulaşım olanaklarının sınırlı olduğu keşfedilmeyi bekleyen kıyılarıyla Kaş bölgesi kano turlarıyla alışılmışın dışında bir turizm aktivitesi olarak her geçen yıl dikkat çekici bir yukarı çıkış grafiği gösteriyor.
Tercihinize göre tek kişilik veya iki kişilik kanolarla yapılabilen tur, heyecanlı serüvenler için sizleri bekliyor.
Rehberiniz, her gezintinin başında, sizlere deniz kanosuna giriş bilgileri ve pratik ipuçları verecek. İlk gezinin sonunda daha sonraki günlerde yapacağınız başka yolculuklarınız için daha yeterli hale geleceksiniz.
Değişik rotalarda gerçekleştirilen turlar günübirlik gerçekleştirildiği gibi iki veya daha çok günlere yayılan kamplı turlar olarakta düzenlenmektedir.
DOĞA YÜRÜYÜŞLERİ Yürüyüş, dalış ve deniz kanosu ile birlikte, Kaş'ın en çok rağbet gören doğa aktivitelerinden birisidir. Bölge, trekking ve antik kentler arası yürüyüşler gibi, doğa etkinlikleri için sayısız olanaklar sunmaktadır. Herkesin kolaylıkla göğüsleyebileceği patikalar ile süslü rotalarda, zengin maki toplulukları arasından geçerek, sedir ormanları ile kaplı yeşil tepeleri, kanyonları, vadileri ve su kaynaklarını izleyerek, yarı evcil keçilere, bazen de sempatik sincaplara selam ederek yürümek, mevsimine göre bitkileri, kuşları ve diğer hayvanları gözlemlemek, kuşkusuz tatilini hem deniz kenarında geçirip, hem de doğa ile iç içe yaşamak isteyenler için iyi bir şeçenek oluşturmaktadır.
Bu yürüyüşler, doğa güzelliklerinin yanı sıra, Likya patikalarını takip ederek, henüz yoğun turist akınına uğramamış antik kentleri keşfetme, bozulmamış köyleri ve yöresel özelliklerini tanıma imkanını da sağlamaktadır. Doğa yürüyüşleri, bölgeyi çok iyi tanıyan, tecrübeli ve tüm iletişim-emniyet donanımına sahip rehber(ler) eşliğinde yapılmakta olup, tur başlama noktalarına 4x4 araç veya minibüs (rotaya göre) taşımaktadır.
Likya Yolu seçeneğinin dışında Limanağzı, Gedife Tepesi, Phellos, Gökçeören, Asaz Dağı, Gömbe Yaylası alternatif yürüyüşparkurları da programlar içerisine alınmıştır.
YAMAÇ PARAŞÜTÜ Kaş- antalya'nın Kaş ilçesinde yapılan yamaç paraşütü, heyecan tutkunlarına keyifli anlar yaşatıyor.
Türkiye'deki alternatif turizmin en önemli merkezlerinden biri olma yolunda ilerleyen Kaş'ta, tarih ve doğa turlarının yanı sıra yamaç paraşütüyle de tatilcilere farklı bir seçenek sunuluyor.
Kamyonetlerle yamaç paraşütünün başlangıç noktası olan Kırdavlı Tepesi'ne giden gökyüzü tutkunları, kısa bir ders ve hazırlığın ardından kendilerini gökyüzüne bırakıyor.
Uygun rüzgar bulununca, usta bir pilotla birlikte yaklaşık 45 dakikalık yolculuk başlayor. 650 metre yükseklikteki tepeden başlayan yolculukta, masmavi Akdeniz, karşıda Yunanistan'ın Meis Adası, makilikler içindeki Çukurbağ Yarımadası muhteşem bir görüntü oluşturuyor. Yolculuk, Kaş Limanı'nda sona eriyor.
MAVİ YOLCULUK VE TEKNE TURLARI Mavi yolculuk yada mavi tur gulet tipi yelkenli ahsap yatlarla yapilan ozel bir tatildir. Gulet tipi yatlar günümüzde sadece mavi yolculuk için dizayn edilmiştir. Çagdaş yaşamın gereklerini karşılayacak şekilde uretilen bu el emegi guletler kamaralarından, mutfağına kadar her türlü konforu ahsap sicaklığı içerisinde sizlere sunmaktadir.
Yat turlarına ister arkadaş grubunuzla veya ailenizle bir yat kiralayarak yada normal standart turlardan bir kabin kiralayarak tatilinizi gönlünüzce geçirebilirsiniz. Bu hizmeti aldığınız firma personelleri sizin güzel bir mavi yolculuk geçirmeniz için ellerinden geleni yapacaktır.
Tatiliniz boyunca şehir stresinden uzak 24 saat Akdeniz'in mavi sularında denize girebilir, balık tutabilir yada şnorkelle denizin altını keşfedebilirsiniz.
Mavi yolculuğunuz içerisinde Akdeniz ve Ege'nin en güzel koylarını; Kekova'yı, Kaş-Kalkan'ı, Kelebekler Vadisi'ni, Fethiye ve yemyeşil Göcek koylarını, Kleopatranın hamamını vs. görebilirsiniz.
Tekne turlarıyla günübirlik yakın koyları, plajları ve ayrıca Kekova turlarına katılarak biraz da tarih ekleyerek eğlenebilirsiniz.
COĞRAFYA

Akdeniz’in bozulmamış beldelerinden biri olan Kaş, Antalya’dan Fethiye’ye uzanan sahil şeridinde yer alan şirin bir liman kasabasıdır. Batıyı Toros Dağlarının dik yamaçlarının denizle buluştuğu noktada; yarımadalar, adacıklar ve komşusu Meis Adası ile kuşatılmıştır.
Kaş’ın ı.Ö. 2. bin yılındaki isminin Habessos olduğu ileri sürülür. şehirde bulunan ve iki ayrı dilde yazılmış bir yazıta göre, antik dönemde, Orta Lykia Bölgesi’nin eski liman kenti Antiphellos’un üzerine kurulmuştur. 20. Yüzyılın başlarına kadar da Andifli olarak adlandırılmıştır. Bölge ormanlarından elde edilen sedir ağacı, meşe palamudu ticareti ve süngercilik sayesinde gelişerek, kendine yeten zengin bir şehire dönüşmüştür.
Kaş’ın tarihsel kalıntıları arasında en dikkat çeken anıtlarından biri, Uzun çarşı Caddesi üzerinde karşımıza çıkan ve i.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen bir lahiddir. Kent içinde dolaşırken birçok kaya mezarları, lahitler ve “mausoleion” adı verilen mezar anıtları ile karşılaşmak mümkündür.
Kaş’ın tarihsel kalıntıları arasında en dikkat çeken anıtlarından biri, Uzun çarşı Caddesi üzerinde karşımıza çıkan ve ı.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen bir lahiddir. Kent içinde dolaşırken birçok kaya mezarları, lahitler ve “mausoleion” adı verilen mezar anıtları ile karşılaşmak mümkündür.Akropol olarak nitelenen yükseltinin Meis Adası’na bakan yüzünde, günümüze ulaşabilmiş, işçiliği düzgün sur kalıntıları görünür. şehrin batısında, Antiphellos’un Hellenistik DÖnem’e tarihlenen tiyatrosu ise oldukça sağlamdır.
Kaş, tarihi eserleri yanında tam bir doğa cennetidir: Büyük çakıl, Küçük çakıl ile Kalkan yolu üzerinde bulunan Akçagerme ve Kaputaş plajları, tertemiz sularında serinleyebileceğiniz yerlerdir. Ayrıca, sadece denizden ve yürüyüş rotasından ulaşılabilen, antik Sebeda kentini ve Antiphellos’un ikinci limanı olan Limanağzı Plajı’nı da unutmamak gerekir. Doğayla tarihin bütünleştiği Kekova’ya (Simena) yine tekneyle gidilebildiği gibi, karadan üçağız’a (Theimioussa) gidilip ardından motor veya deniz kanosuyla (sea kayak), batık kent ve inci gibi işlenmiş koylar gezilebilir. Kaş’ın çevresinde yer alan mağaralardan Mavi Mağara, Aşırlı Adası Deniz Mağarası, Kekova Adası Deniz Mağarası, güvercinleri ile ünlü Güvercinlik Mağarası, tüysüz yarasaları ve ayazma kalıntısı ile Hıdrellez Mağarası dikkat çekicidir.
İKLİM
-
Kaş İlçesi, 36.12 N enlemi ile 29.39 E boylamı arasında yer almaktadır. Tekeli Yarımadasının güney ucundaki İlçenin sınırlarını Kuzeybatı-Güneydoğu yönünü kaplayan dağlar, Güneydoğu-Kuzeybatı yönünü kaplayan deniz belirler.

Basınç; Kaş’ ın Uzun yıllar ortalama basıncı (8 yıl) 994.9 mb’dır. Yüksek değerlere ait bilgiler incelendiğinde en yüksek basınç 1010.1 mb, en düşük basınç 969.9 mb olarak kaydedilmiştir.
Sıcaklık; Kaş Meteoroloji İstasyonunun 22 Yıllık verilerine göre sıcaklığın yıllık ortalama değeri 19.6 °C dir. En soğuk aylar Ocak, Şubat ve Mart aylarıdır. En sıcak aylar ise Temmuz ve Ağustos’ tur. Ekstrem Maksimum sıcaklık 13 Temmuz 2000 tarihinde 43.0 °C, minimum sıcaklık 14 Şubat 2004 tarihinde -1.0 °C olarak ölçülmüştür.
Donlu Günler; Minimum sıcaklığın -0,1 °C ve daha düşük olduğu günlere donlu günler denir. Kaş’da 22 yıllık verilere göre ortalama donlu gün sayısı 0,1′dür. Donlu gün Şubat ayında yaşanmıştır.
Kış Günleri; Maksimum sıcaklığın -0,1 °C ve daha düşük olduğu günlere kış günleri denilmektedir. Kaş’da 22 yıllık verilere göre kış günü yaşanmamıştır.
Yaz Günleri; Maksimum sıcaklığın 25 °C ve daha fazla olduğu günlere yaz günü denilmektedir. Uzun yıllar yaz günleri ortalaması 166,1 gündür. Kaş yılın yaklaşık yarısınıi yaz günü olarak geçirmektedir.
Tropik Günler; Maksimum sıcaklığın 30 °C ve daha fazla olduğu günler tropikal günler olarak adlandırılır. Uzun yıllar ortalaması 85,9 gündür. En Tropikal ay 29,3 günle Ağustos ayıdır.
Tropik Geceler; Minimum sıcaklığın 20 °C daha fazla olduğu günlere tropikal geceler denir. Uzun yıllar ortalaması 121.1 gündür. Kaş yılın yaklaşık 1/3′ünü tropik gece olarak geçirmektedir.
Yağışlı Günler; Yağış miktarının 0,1 mm ve daha fazla olduğu günlere yağışlı günler denilmektedir. 21 yıllık ortalama yağışlı gün sayısı 66,0 gündür. Bu sayı yaklaşık olarak yılın 1/5′ine yakındır. Günlük en yüksek yağış miktarı 140,5 mm ile Aralık ayında olmuştur. Aylık ortalama değerler incelendiğinde en fazla yağışlı gün sayısının Ocak ve Aralık aylarında gerçekleştiği görülür. Yağışlı gün sayısının en az olduğu ay ise Temmuz ve Ağustos aylarıdır.
Yağış; Kaş’ ın ortalama yağış miktarı 782.9 mm dir. Bu değer Türkiye ortalamasına göre (Türkiye ortalaması 638.9mm) yüksek bir değerdir. Aylara göre dağılımında en fazla yağış 181.9 mm ile Aralık ayıdır.
Rüzgar; Yıllık ortalamalara bakıldığında en çok esen rüzgarın WSW (Batı Güneybatı), NNE (Kuzey Kuzeydoğu) ve ENE (Doğu Kuzeydoğu) yönlerinden olduğu görülmektedir. Uzun yıllar ortalama rüzgar hızı 2.4 m/sec dir. Kaş İlçesinde ölçülen en kuvvetli rüzgar WSW(Batı Güneybatı) yönünden 29.6m/sec (106.6 km/saat) olarak kaydedilmiştir.
Fırıtınalı Günler; Meteorolojide rüzgar hızı bir gün içerisinde 17.1m/sec den daha büyük bir değere eriştiği zaman fırtınalı gün olarak kabul edilir. 8 yıllık fırtınalı günler ortalaması 25.8 gündür. Fırtınalı günün yaşanmadığı ay olmamıştır. En çok fırtına 5.4 günle Mart ayıdır.
Nem; 22 yıllık verilere göre, Kaş’da ortalama nisbi nem %54 dür. Ekstrem olarak en düşük %2 olarak Aralık ayında kayıtlara geçirilmiştir.
Güneşlenme; Meteorolojide kullanılan güneşlenme süresi, Güneşten gelen direk ışığın süresinin ölçülmesidir. Kaş’da 5 yıllık ortalama güneşlenme süresi 8.11 saattir. Yıllık maksimum güneşlenme süreleri arasında fazla farkın olmadığı bilinmekle beraber en fazla güneşlenme 11.51 saatlik güneşlenmeyle Temmuz ayıdır.
Deniz Suyu Sıcaklığı; 10 yıllık verilere göre, Kaş’da ortalama deniz suyu sıcaklığı 21.3 °C dir. Deniz suyunun en yüksek olduğu ay Ağustos ayıdır.
- Kaş İlçesi İklimi için şu sonuçları özetleyebiliriz. Batı Akdeniz’ de bulunan, yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçen, kısacası karakteristik Akdeniz İklimi özelliklerini gösteren Kaş 1983-2005 yılları arasında yıllık ortalama sıcaklıkları 12,3 °C altına inmemiştir. Yağış dağılışında, yağışlı gün sayısının ve yağış miktarının Kasım ayından Mayıs ayına kadar olan devrede meydana gelir. 1997-2005 yılları arasındaki ölçümlere göre Kaş İlçesinin hakim rüzgar yönü Batı Güneybatıdır.
EKONOMİ 
Kaş ilçesinde, son yapılan nüfus sayımına göre 47,000 kişi civarında kişi yaşamaktadır. 1980’den günümüze kadar, turizmin sebep olduğu iç ve dış göçün etkisiyle Kaş’ın nüfusunda % 48.5’lik bir artış meydana gelmiştir. Yazın turizmin etkisiyle sadece Kaş merkezinde nüfus 6000′lerden 15-20 bine kadar çıkmaktadır.
80’li yıllara kadar ekonomisi tarım, özellikle zeytincilik ve balıkçılığa bağlı olan Kaş ilçesi, bu yıllardan sonra gelişen turizm sektörünün etkisiyle farklı bir yöne kaymıştır. Ekonomisinin çoğunlukla turizme dayalı olduğu Kaş’ta, son sayımlara göre 7500 yatak kapasitesine sahip 60 otel ve 43 pansiyon bulunmaktadır. Antik çağlarda denize bağımlı bir hayat süren Kaş’ın denizle ilişkisi 80′lerin başında dalış ve tekne gezisi gibi turizm faaliyetleriyle farklılaşırken; Türkiye’nin güney sahillerinde görülen kitle turizminin aksine, doğal yapısı nedeniyle Kaş’ta bugün turizm, başta dalış olmak üzere aktivite ve spor turizmine (Yamaç paraşütü, Kano turları, Doğa yürüyüşleri, Mağara dalışları, Rafting, Kanyon yürüyüşü, Otantik kültür turları vb.) yönelmektedir.
İlçede küçük ölçeklide olsa, kent ihtiyaçlarına yönelik balıkçılık sürdürülmektedir.

Kıyı bölgelerindeki turizm faaliyetlerinde ve buna bağlı olarak da kentleşmede görülen artış, hem kara, hem de deniz ekosistemini olumsuz yönde etkilemektedir. Bugün, Akdeniz’de yaşayan birçok canlı türü giderek artan insan aktivitelerinin getirdiği baskı sonucunda tükenme aşamasına gelmiş ve uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır. Akdeniz’in batısıyla kıyaslandığında nispeten bozulmamış durumda olan kıyılarımız, gerek barındırdığı bazı ender türlerinin bolluğu, gerekse Süveyş Kanalı vasıtasıyla Akdeniz’e geçen İndo-Pasifik kökenli türler açısından, Akdeniz ekosistemi içerisinde büyük öneme sahiptir.
Dalış turizminin en faal olduğu bölgelerin yer aldığı Güneybatı Antalya kıyıları, koruma altına alınmış birçok deniz canlıları (orfoz ve lahoz) tür bakımından da çok zengindir.
Bu da ilçemizde 1986 yılından beri yapılamakta olup Kaş’daki turizm faaliyetlerinin motoru olan dalış turizmini olumlu yönde etkilemektedir.
İlçenin tarımsal potansiyelleri son yıllarda özel girişimler sayesinde ihracat edilebilen gıdaya dönüştürülerek yeni ekonomik girdiler sağlanmaktadır. Özellikle kış aylarında ilçenin batısında yer alan Yeşilköy, Ova ve Kınık beldelerindeki seracılık faaliyetleri de ilçenin ekonomik yaşamına katkı sağlamaktadır.
TARİHÇE Likya, tarihi MÖ 3000 yıl öncesine dayanan en eski Akdeniz uygarlıklarından biridir. Elmalı ve çevresindeki kazılarda bulunan eserler, kalkolitik ve bronz çağında Teke Yarımadası’nda yerleşim bulunduğunu göstermektedir.
MÖ 2200 yılında Anadolu’ya göç eden kavimlerden Luwilerin Ege ve Akdeniz kıyılarına yerleştiklerini, zaman içinde Antalya-Fethiye arasında kalan ve günümüzde Teke Yarımadası dediğimiz bölgede, önce Lukka, sonra da Likya adıyla bilinen bir uygarlık kurduklarını biliyoruz. Antik Mısır kayıtlarına göre, Lukka adı, Hititçe “ışık”anlamına gelen Luk kökünden türemiş. Lukkaların Hititlerle ve Troya Savaşı’nda da Troyalılarla müttefik olduklarından bahsediliyor.
Kaş yakınlarında Uluburun’da bulunan Mısır gemi enkazındaki buluntulardan; Likya’nın Akdeniz ülkeleri ile yoğun ticari ilişkileri olan, gelişmiş bir uygarlık olduğunu anlıyoruz. Uluburun Batığı olarak adlandırılan 3350 yıllık bu gemi, içinde bulunanlarla birlikte Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Batığın bir kopyası dünyada ve Türkiye’de birçok yerde sergilendi. Bir diğer kopya da, keşfedildiği noktada yani Kaş açıklarındaki Uluburun’da sualtı arkeo-park olarak dalış meraklılarını bekliyor.
MÖ 6. yy’da bütün Anadolu, Persler tarafından işgal edildiğinde, Likyalıların yenilgiyi kabullenmediğini anlatır tarihçiler. Persler, o zamanki Likya başkenti Xanthos’a saldırınca, Likyalı erkekler teslim olmak yerine kentlerini ateşe verir, endi ailelerini öldürür, sonra da kanlarının son damlasına kadar savaşırlar. Ama Likya sanatı, Pers egemenliği boyunca da egemenliğini sürdürür. MÖ 4. yy’da Büyük İskender Anadolu’ya girdiğinde Likyalılar çok fazla direnç göstermez, böylelikle Pers yönetimi sona erer. Büyük İskender’in ölümün ardından Seleukoslar ile Ptolemaioslar arasında gidip gelen ülke, Apameia Anlaşması’na kadar Suriye egemenliğinde kalır; anlaşmadan sonra da Rodos ve Roma egemenliğine geçer.
MÖ 2. yy’da Likya’daki kentler bir araya gelerek bir ilki gerçekleştirir, Likya Birliği adıyla bilinen bir federasyon kurarlar. Likya Birliği ekonomik ve kültürel alanlarda çok büyük atılım gösterir. MÖ 1. yy’daki Mithridates İsyanı’ndan sonra Roma, oteritesini arttırır; korsanlar bölge için ciddi bir problem olmaya başlayınca da Likya’yı bu beladan kurtarır. Ancak dahah sonra Roma İmparatoru Brutus, başkent Xanthos’u yağmaladığında Likyalılar, yüzyıllar önce Perslere yaptıkları gibi, kentlerini ateşe verir. Sonraları Augustus, Traianus ve Hadrianus tarafından yeniden inşa edilen kent, canlanma dönemi yaşar.

MS 141 yılında Likya bölgesi çok büyük bir depremle yerle bir olmuşken zenginlerin desteği ve Roma İmparatorluğu’nu yardımları sayesinde yeniden inşa edilir. Yaklaşık 100 yıl sonraki ikinci depremde aynı yardımı göstermeyen Roma’nın bölge üzerindeki etkisi gitgide azalır. “Karanlık Dönem” diye adlandırılan Roma sonrası döneme ilişkin ne yazık ki yeterli bilgi bulunmuyor.
1071’deki Selçukluların Malazgirt Savaşı’nda Bizans ordusunu yenmesi ve Anadolu’nun kapılarının Türklere açılmasıyla beraber Yörükler bu bölgeye yerleşir ve 13. yy’da bölge tamamen Türkleşir.
Yörükler yazın yaylalarda, sonbaharda güzlüklerde, kışın kışlıklarda; hayvancılıkla uğraşarak, büyüklü küçüklü gruplar halinde yaşayan konar-göçer Türklerdir. 18. yy sonrasında, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde sistemli bir iskâna tabi tutuldukları halde, göçebe kültürü yaşamlarında hâlâ önemli bir yer tutar. Gerek ekonomik koşullar, gere doğa ve iklim şartları nedeniyle, yaylaya göç olgusu bugün de yerli halk arasında sürüyor; yerli halk yazın Gömbe gibi yaylalara göç ederler.
Likya bölgesinde, hayvancılık ve tarımın yanı sıra balıkçılık ve sünger avcılığı da tarih boyunca önemli bir geçim kaynağı olagelmiştir. Likya lahit mezarlarının kapaklarının, ters dönmüş sandaldan esinlendiği söylenir. Denizin sunduğu nimetler, Türkler için de büyük önem taşır.
Kaş son yıllarda kültür turizminin önemli ayaklarından biri olduğu için çok hızlı bir şekilde gelişti. Beldenin en önemli geçim kaynağı turizm olduğu için, buna bağlı olarak inşaat sektörü de hızlı bir atılım gerçekleştirdi. Çevre köylerde tarımın neredeyse yok olması nedeniyle Kaş ciddi göç alırken; büyük şehirden kaçıp bir Akdeniz kasabasında yaşamak isteyen yerli ve yabancılar da Kaş’a yerleşmeye devam ediyor. Bugün Kaş kahvelerinde, yerlilerle yabancıları bir arada, gülerek sohbet ederken görmek mümkün. Akdeniz’in sıcağı, en uzak ülkelerden gelen insanları da kendi potasında eritir.
KENT REHBERİKAYMAKAMLIK (0242) 836 10 04
(0242) 836 35 45
Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürlüğü (0242) 836 20 04
ASKERLİK ŞUBESİ (0242) 836 10 84
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI (0242) 836 10 51
Cezaevi Müdürlüğü (0242) 836 13 55
EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ (0242) 836 10 24
Kaş Bölge Trafik Denetleme Amirliği (0242) 839 54 10
JANDARMA KOMUTANLIĞI KAŞ Jandarma Komutanlığı
(0242) 836 30 28
KALKAN Jandarma Komutanlığı (0242) 844 30 05
GÖMBE Jandarma Komutanlığı (0242) 831 40 24
KINIK Jandarma Komutanlığı (0242) 845 47 61
BELEDİYE BAŞKANLIKLARI KAŞ Belediye Başkanlığı (0242) 836 10 20
(0242) 836 10 99 (Fax)
KALKAN Belediye Başkanlığı (0242) 844 31 31
(0242) 844 32 05
(0242) 844 30 36 (Fax)
OVA Belediye Başkanlığı (0242) 841 81 93
(0242) 841 85 00 (Fax)
YEŞİLKÖY Belediye Başkanlığı (0242) 848 66 49
(0242) 848 66 51 (Fax)
GÖMBE Belediye Başkanlığı (0242) 831 54 51
(0242) 831 40 03 (Fax)
KINIK Belediye Başkanlığı (0242) 845 46 93
(0242) 845 42 33
(0242) 845 48 03 (Fax)
DEVLET HASTANESİ (0242) 836 11 85
(0242) 836 11 84
LİKYA HABER GAZETESİ(0242) 844 11 01
ESNAF ODASI BAŞKANLIĞI (0242) 836 32 22
ESNAF KEFALET BAŞKANLIĞI (0242) 836 12 47
AÇI MÜHENDİSLİK HİZMETLERİ LTD.ŞTİ.(0242) 844 20 87
GENÇLİK VE SPOR İLÇE MÜDÜRLÜĞÜ (0242) 836 12 04
GÜMRÜK MÜDÜRLÜĞÜ Santral:(0242) 836 10 11
Amir:(0242) 836 10 12
Muhasebe Müdürü:(0242) 836 10 22
HALK EĞİTİM MERKEZİ (0242) 836 12 30
HALK KÜTÜPHANESİ Kaş:(0242) 836 12 04
Kalkan:(0242) 844 26 62
İLÇE SEÇİM MÜDÜRLÜĞÜ (0242) 836 10 29
KARAYOLLARI BAKIM (0242) 836 17 00
KÖY HİZMETLERİ BAKIM EVİ (0242) 836 19 15
LİMAN BAŞKANLIĞI (0242) 836 10 39
(0242) 836 32 01
(0242) 836 10 34 (Fax)
MALİYE-MAL MÜDÜRLÜĞÜ (0242) 836 14 38
(0242) 836 10 35
(0242) 836 14 05 (Fax)
Hazine Avukatı:(0242) 836 10 36
Milli Emlak:(0242) 836 18 01
Vergi Denetmenliği:(0242) 836 11 87
METEOROLOJİ MÜDÜRLÜĞÜ (0242) 836 28 14
(0242) 836 28 15 (Fax)
MUHTARLIKLAR Merkez Mahalle Muhtarlıkları Kaş Merkez:(0242) 836 21 80
Gömbe Merkez:(0242) 831 51 19
Kalkan Yalıboyu:(0242) 844 27 77
Kalkan Menteşe:(0242) 844 30 68
Kınık Merkez:(0242) 845 40 35
Kınık Göçebeler:(0242) 845 46 91
Kınık Doğrular:(0242) 845 41 92
Ova Merkez:(0242) 841 81 51
Ova Yeşilyurt:(0242) 841 86 36
Yeşilköy:(0242) 848 60 52
Köy ve Mahalle Muhtarlıkları Ağullu:(0242) 839 51 66
Ahatlı:(0242) 833 01 57
Aklar:(0242) 659 00 94
Akkörü:(0242) 849 50 13
Bayındır:(0242) 831 44 53
Belenli:(0242) 836 16 39<
Belkonak:(0242) 834 50 81
Beldibi:(0242) 832 31 75
Bezirgan:(0242) 837 52 18-(0242) 844 22 58
Boğazcık:(0242) 834 00 12
Cemre:(0242) 831 53 23
Çataloluk:(0242) 871 61 81
Çamlıköy:(0242) 832 80 60
Çamlıova:(0242) 831 81 21
Çavdır:(0242) 842 21 59
Çayköy:(0242) 847 11 07
Çerler:(0242) 834 50 18
Çeşme:(0242) 849 80 12
Çukurbağ:(0242) 839 52 93
Dere:(0242) 839 51 18
Dirgenler:(0242) 837 10 15
Doğantaş:(0242) 833 70 55
Gelemiş:(0242) 843 51 62
Gürsu:(0242) 849 00 03
Gökçeören:(0242) 836 14 91
Gökçeyazı:(0242) 872 18 33
Hacıoğlan:(0242) 846 01 10
İkizce:(0242) 838 60 24
İslamlar:(0242) 838 61 35
Karadağ:(0242) 834 20 36
Kasaba:(0242) 833 30 16
Kemer:(0242) 831 60 26
Kızılağaç:(0242) 831 48 50
Ortabağ:(0242) 849 00 36
Palamut:(0242) 842 50 50
Pınarbaşı:(0242) 839 52 32
Sarılar:(0242) 834 50 04
Sarıbelen:(0242) 846 40 47
Sinneli:(0242) 833 02 37
Sütleğen:(0242) 832 33 43
S.Kılıçlı:(0242) 834 00 10
Uğrar:(0242) 833 01 62
Üzümlü:(0242) 847 70 55
Yeniköy:(0242) 836 39 77
Yeşilbarak:(0242) 832 50 80
Y.Kılıçlı:(0242) 832 52 02
Y.Palamut:(0242) 832 80 55
Yuvacık:(0242) 831 80 33