Likya Haber Gazetesi, Kalkan, Kaş Antalya Haberler
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU GÜNÜN MANŞETLERİ...

manşetler

SON DAKİKA HABERLERİ....

EKŞİ SÖZLÜK...






CANLI TV İZLE...

YAKINDA...

ÖZELLEŞTİRMELERE HAYIR!

ALEXA

Alexa Certified Traffic Ranking for www.likyahaber.net

SİTEYE GELENLER

free counters

ÇEVRİMİÇİ

STK LARIN APOLİTİKLEŞTİRME ÇABALARI ÜZERİNE

Bahadır Rişegir

11 Nisan 2011, 01:25

Bahadır Rişegir

TÜRKİYE’DE STK LARIN APOLİTİKLEŞTİRME ÇABALARI ÜZERİNE

Sivil toplum tartışmaları en genel haliyle Hegel ile tartışılsa da kavrama belirleyici tanımı Marks’ın tespitleri vermiştir. Bir ideolojinin üretkeni olsun ya da olmasın Marks toplum-devlet ilişkilerinde en geniş kabul gören teorilerin kaynağıdır. 16. yy da Spinoza ve Hobbes ile savunu gören insanın acımasız bir varlık olduğu, devlet ile tedbirlerin gerekli olduğu tezi 19. yy ile birlikte değişmiştir. Artık insan çok daha iyi bir varlıktır, fakat basiretsiz ve kötü liderler ile toplumun gerilediği görüşü hakimdir.

Hegel’e göre ‘Sivil Toplum’ modern dünyanın getirdiğidir. Ona göre hala bu yapı devlet kontrolünde olmak zorundadır. Marks ise tartışmalara bugün ispatını yaşadığımız sonuca vardırır; devlet,  sınıflara ayrılmış sivil toplumun çelişki ve çıkar ilişkilerinin bir ürünüdür.

Sivil toplum kavramının oldukça geniş bir yelpazede tanımlanmaya çalışılmasının nedeni ‘sınıf’ kavramını yok etme amacından gelmektedir. Daha çoğulcu bir yaklaşım tüm bileşenlerin gözden kaybolmasını sağlayacaktır. Çok belirgin bir şekilde sivil toplum kavramı emeği dışlamaktadır. Kavramın devletler ve şirketler tarafından desteklenmesinin altında yatan asıl nedenlerin başında bu gelir.

Sendikalar, demokratik kitle örgütleri gibi yapıların eylemliliklerinin kırılması, halk örgütlenmelerinin pasifize edilmesi sivil toplum örgütlerinin birincil davranış biçimlerindendir. Tam bu noktada sivil toplumun değişmesinin gerekliği vurgulanabilir. Ekonomi politiğin incelenmesi, sivil toplumun çözümlenmesi için gereklidir savunusu Marks’ın bu kavram için yaptığı en önemli yaklaşımdır.

Sivil toplum kapitalizmin tüm çelişkilerini içerdiğine göre sermaye-emek çatışmasına düşmemesi imkansız olacaktır. Bireysel özgürlüğün, piyasa ekonomisinin ayrılmaz bir parçası olduğu bilimselliğinin dayatılması sistemin normalleştirmelerine alan vermektedir. Kredi kartları ile çevreye duyarlı harcamalar yapılması, suyun pet şişelere bu çevreciler tarafından doldurulması ilk akla gelenleridir.

Sivil toplumun gelişmesi öncelikle burjuvazi ile mümkün olacaktır. Kapitalist-tekelci sistemin

gelişmesine bağlı olarak büyüyen ve karmaşıklaşan ilişkiler bütünü olarak Sivil Toplum Kuruluşları, her türlü emek tabanlı örgütlenmelerin karşısına dikilmektedir.

Türkiye’de Sivil Toplum

Bu coğrafyada STK kavramının sistematik biçimde entegre edilmesi 12 Eylül sonrasına denk gelir. En belirgin hali ile liberal demokratlar, sivil toplumu asker karşıtı bir alan gibi işlemiştir. Daha güçlü durumdaki sermayedarlar ise sendikalaşmanın önüne geçmek,sivil demokratik taleplerin üretimsel çıkarları engellenmemesi zemininde uğraş göstermişlerdir. İş adamları dernekleri, çeşitli sosyal panayır ve birliktelikler, kendi kurdukları çevre örgütleri gibi oluşumlar ile halk direnişlerini pasifize etme yoluna girmişlerdir.

Turgut Özal özellikle serbest piyasa ile bireysel özgürlükleri yıllarca aynı sistematik içine enjekte edilmesini sağlayarak eşi benzeri olmayan bir sivil toplum modeli oluşturdu. Ülke sol kesiminin evrilen bölümlerinde Fatsa Belediye uygulaması, Öğrenci temsilcilikleri, Direniş komiteleri gibi örgütsel yapıların da sivil toplum dahilinde olduğu vurgulanmaktadır. Sivil toplum piyasa ilişkilerini barındırdığı sürece var olduğundan bu görüşü hatalı buluyoruz.

80 sonrası darbe karşıtı, sivil inisiyatifler olarak alan bulan stk’ar daha çok liberal-muhafazakar dinci bir zeminde piyasa ekonomisini güçlendirme çabasındaydı. 90 lar ile birlikte ise kapitalizmin doyurduğu sermaye çevrelerinin kendi elleri ile oluşturdukları dernekler, platformlar ve örgütler halini aldı.

-İş adamlarının sivil toplum oluşumları kızları okula gönderiyoruz dediler, dillerini ya da kürt olmalarını görmezden geldiler,

-Aidatlarını ödedikleri sendikalar kurdular, hükümetlerle masaya oturttular,

-Çevre derneklerini kurdular, tüm vadileri ve dereleri talan ettiler, işlenebilir arazileri yok ettiler.

Bugün devlet eliyle desteklenen bu stk lardan beklenen; serbest piyasa düzeninin tamamen kurulmasına yardımcı olmalarıdır. İktidarın uzanmakta zorlandığı alanlara bu stk lar vasıtası ile uzanıp kamunun serbest piyasadaki açığının kapatılmasıdır.

Türkiye’de ekolojik tabanlı Yaşam Mücadelesinde STK ların yeri

1984 Bhopal’da 46 ton metil izosiyanit gazı birkaç ay içinde 18 bin insanı yok etmiştir. ABD firması hakkında açılan davalarda suçsuzluğunu ispat etmek adına her türlü girişimde bulunmaktan çekinmemiştir. Devletin bir komplosu olduğunu, sosyalistlerin sabotajı olduğu vs. iddialarda bulunarak sıyrılmanın yollarını aramıştır. Yeryüzünde iyi bir kapitalist olabilir mi? Peki yok etmeyen bir tüketim süreci olabilir mi? En nihayetinde bu şirketlerin Öz Sermayelerinden çıkartıp fonladığı sivil toplum kuruluşlarının salt sosyal amaçları olduğu ileri sürülebilir mi?

Temiz su kaynaklarını tekeline alan, atmosfere zarar veren gazlar üreten, canlıları deneysel-tüketsel metalar haline getiren şirketlerin sırf para harcamak için sosyal sorumluluk projelerine gireceğine inanmak işbirlikçi olmaktan öteye gidememektir.

En genel hatları ile Türkiye’de patronların fonladıkları dernekler halkların apolitikleştirilmesi, sahte kahramanlar ile göz boyanması, küçük burjuvaların kredi kartları ile gönüllerinin hoş tutulmasını amaçlamaktadır.

Karadeniz İsyandadır Platformu’nun TEMA deşifresi bir kez daha zihnimizi uyandırmıştır. Mütevelli heyetindeki onlarca HES şantiyesinin sahibi patronlar, KOÇ üniversitesini inşa ederken katledilen orman, golf sahalarına verilen uygunluklar ve daha nice TEMA imzalı kapitalist manevralar bir kez daha kamuoyunun değerlendirmesine sunuldu.

Koka kola dünya içilebilir su kaynaklarının tamamına yakınını elinde bulundururken hayata artı projesi kapsamında vadilerdeki dernekler ile kol kola geziyor. Joel Kovel Doğanın Düşmanı adlı kitabında çevreci STK ların iki ana özelliğini vurgular:

Normalleştirme ve siyasetsizleştirme..

Yakın zamanda benzer bir olay Giresun’da yaşandı. Derelerin Kardeşliği Platformun’dan bir yaşam savunucusu,  Doğa derneği başkanı Güven eken’e ‘karşı propagandasını yaptığınız şirketlerden para alarak buraya geliyorsunuz, destekçilerinizi açıklayın’ minvalinde tepkide bulunan bir yurttaşa verilen yanıt manidardır:

‘Derenin suyunu şirketler, insanlarını da siyasi partiler yağmalamaya çalışıyor. İkisini de vermeyeceğiz. Bugüne kadar bu konularda ağzımı açmadım. ÖDP, TKP, EMEP bu vadilerdeki HES mağduru insanları siyasette ele geçirebilmek için plan ve projeler yapıyorlar. Platform kuruyorlar. Önemli bir platform da Derelerin Kardeşliği. Ele geçiriyorlar, bunların içinde dolaşıyorlar, vadi vadi geziyorlar. ‘

Bu hırs ve ağzı köpüklü konuşmanın deşifresi, Süleyman demirel’in sıkça yaptığı pis solcular, komünistler, bir avuç çapulcu yakıştırmasıdır. Tam bu noktada halkların siyasetsizleştirilmesi, sendika ve partilerden uzaklaştırılması için verilen bir çabanın amatör biçimde dışa vurumunu görebiliriz.

Büyük Anadolu Yalanı, köylü geçinenler ve küçük burjuvalar

Yaşam mücadelesinde etrafa masum bakışlar ile biz köylüyüz bu işlerden anlamayız diyen köylü kurnazları pıtırak gibi çoğalmış durumda. Her ne şekilde saf köylü geçinen gruplar en meşakkatli süreçlerinde, kolluk kuvvetleri ile karşı karşıya gelirken, basın bültenlerini hazırlarken, göz altına alınırken, kepçelerin önüne atlarken o derneksilerin adamları ile değildirler. O lacost tişörtlüler ile yandaş ve işbirlikçi medyanın kanal ve medya organlarında ‘avatar’ sıfatıyla her nedense aynı şapka ile boy göstermektedirler.

Diğer yandan fast food kültürünün yaşam kaynağı olan vakit nakittir felsefesinin bir yansımasını küçük burjuvalarda görmek mümkündür. Her şey için çok geç olduğu, hadi birlik olalım çağrıları, kim var ise destek veririz davranış biçimi tamamı ile kamuoyunun ‘sorgulama’ yetisinin elinden alınmasının bir çabasıdır.

Özellikle son bir yılda bu çevreci fonlanan derneklerin HES mücadelesine dahil olamsı manidardır. Yaşam mücadelesi verenlere pis solcular yakıştırması yapıp biz kelaynaklar için canımızı veririz diye naralar atan derneksiler bugün biz yaşam savunucuyuz sloganları atmaktadır. Allianoi’de kendini zincirleyip daha sonra sular altında kaldıktan sonra zincirlenecek yer kalmadığı için önünden geçmeyenler bugün vadilerde HES karşıtlığı yapmaktadır. Tabiî ki her vadide HES yapıldıktan sonra kendilerine yeni kazanç kapıları bulacaklardır.

Esasında süreç çok belirgin; 80 sonrası korkaklaştırılmış, hapsedilmiş ve apolitikleştirilmişliğin verdiği boşluğu doldurmanın yoludur STK lar. Küçük burjuvaların bir şey yapmış hissetme mastürbasyonunun bir ürünüdür STK lar. Hangi burjuva dernek Kürtçenin, Lazcanın, Rumcanın ya da sayısız etnik dilin korunması için çaba göstermektedir. Ya da hangisi tokinin asimilasyon sürecine, köy boşaltmaların insansızlaştırma sürecine ait bir çabadadır. Bir kelaynak kadar değeri olmayan halkların içinden birkaç tane sahte kahraman ile kanal kanal gezip para toplamaktan başka amaçları olmamakla birlikte kendi patronlarının meşrutiyetlerini sağlama çabasındalar.

Arundathi Roy’un , ‘STK’lar devletin sağlamak zorunda olduğu ihtiyaçlarının küçük bir kısmını karşılamayı üstlenerek politik alanı politikasızlaştırıyor, politik bilinci siliyor ve direniş hareketini bölüp dağıtıyorlar.’ Tespitini hatırlatmakta fayda var.

Evet gün birliktelik günüdür fakat aynı saftakiler ile dayanışılacaktır. Biz herkes ile iş yaparız yeter ki bu mücadeleye zarar gelmesin diyenler bu direnişlerin pasifize edilmesinin ana sorumlularıdır!..

WWF den kopup gelmiş derneksiler ile, HES patronlarının oluşumları ile, omurgasız liberal piyasacılar ile değil.

Hiçbir neden bu kaynaşmayı açıklayamaz, kurt ile kuzu yan yana duramaz. Halk içinde mücadele edenler uzun yıllardır HES’e, termiğe, nükleere, toki’ye, köy boşaltmalara, Karadeniz otobanına, Munzur’un barajlar ile asimilasyonuna ve sayısız yaşam saldırılarına karşı zaten birliktedirler.

Sanal bir bütünleşme çağrısı etrafında göz boyamaya çalışan patronların STK larının bilmesi gerekenleri bu yaşam savunucuları tek tek öğretmektedirler. İşbirlikçiler ve aymazlar zaman içinde mücadelede yok olacaklardır. Yol uzun ve meşakkatlidir, bir heyecan ve galeyan ile parsa toplayanları tarih yazmaktadır, günü geldikçe deşifre olup yiteceklerdir!..

Bu haber 1904 defa okunmu?tur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
********FARKIN NE****************23 Şubat 2014

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANKET

sence; KALAMAR TAVA MI MEZE Mİ?






Tüm Anketler

GOOGLE TERCÜME



Copyright © 2005-2012 www.likyahaber.net Tüm hakları acaip bir şekilde saklanmıştır. Kopye eden fena olur!... demedi demeyin... editör-özer yılmaz/elk.mühendisi-yıldız teknik üniv. POSTA ADRESİMİZ; haber@likyahaber.net
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi

elektronik sigara