Likya Haber Gazetesi, Kalkan, Kaş Antalya Haberler
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU GÜNÜN MANŞETLERİ...

manşetler

SON DAKİKA HABERLERİ....

EKŞİ SÖZLÜK...






CANLI TV İZLE...

YAKINDA...

ÖZELLEŞTİRMELERE HAYIR!

ALEXA

Alexa Certified Traffic Ranking for www.likyahaber.net

SİTEYE GELENLER

free counters

ÇEVRİMİÇİ

ANLATMAK ZORLAŞMIŞSA

Mehmet POLAT

26 Şubat 2013, 10:56

Mehmet POLAT

Eğer bir konuyu söze dökerek anlatma ya da dinlemede zorluk varsa, bilelim ki konunun yaşayanları dayanılmaz sıkıntılar içinde olduğundandır. Serbest zamanlarda el atmadık sorun bırakmazken böylesi durumlarda çiçekten böcekten bahsetmek, sözü seçerek ve tasarruflu kullanarak “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” misali dolaylı yöntemlere başvurmak; konuyu görmezden gelmek olur. Tabi lafını Trabzon’da, Van’da, Muğla’da, denizde, karada değiştirerek söylemek de anlatıyor gibi yaparak insanları kandırmaktır.
Doğrudan konuya girdiğinde siyasetçiysen koltuk, yazarsan okur, ünlüysen itibar kaybedeceğinden çekinirsin. Ama kaybetmemekle kazanmak aynı şey değildir. Çünkü böyle konularda her geri adım, doğrunun gizlenmesinden kazancı olanları cesaretlendirir. Dolayısıyla kaybetmeyi göze alamadığın şey, aslında ipotek altındadır. Gün gelir, daha büyük bir kayıp olarak elinden uçar gider. Bugün anlatması zor olan, doğrudan ifade edilemeyen konu; barıştır. Suriye ile savaşın eşiğine geliyormuş gibi olduğumuz sırada aradığımız barış değil, Türkiye’nin kendi barışı…
Geçen hafta Barış ve Demokrasi Partisi milletvekilleri Ankara, Çorum, Sinop, Samsun üzerinden Karadeniz gezisine çıktılar. Amaçları “barış” konulu toplantılar yaparak, geleneksel tabanlarının olmadığı yörelerle bağ kurmaktı. Televizyonlarda gördük, bilinen olaylar yaşandı ve gezi iptal edildi. Olaylar hakkında demeçler verildi, yorumlar yapıldı.
Mağdurlar yaşananların bir “derin devlet operasyonu” olduğunu öne sürdüler ve güvenlik önlemlerinin yetersizliğinden yakındılar. Başbakan Erdoğan ve iktidar partisi adına açıklama yapan değişik kişiler, milletvekillerinin ülkenin her köşesinde konuşabileceğini vurguladılar. Ana muhalefet partisi, olaylara katılanlar arasında kendi üyelerinin olmadığını belirterek hakkındaki suçlamaları reddetmekle yetindi. Tabi olayların ardından yapılan ve benzer durumların değişmez klişesi haline gelen bir açıklama da,  “komplo ve kışkırtma” sonucu böyle olduğunun öne sürülmesiydi. Buna göre BDP’li milletvekilleri Karadeniz yöresinin hassasiyetlerini bilerek gelmişler ve olay çıkması için çaba göstermişlerdi.
Türkiye’de 30 yıldır yaşanan ve Genelkurmay’ın deyimiyle “düşük yoğunluklu çatışma” ya da “asimetrik savaşın” bilânçosu 50 bin dolayında can ve hesapsız mal kaybıdır. Ünlü savaş teorisyeni ve Prusyalı General Carl von Clausewitz’in (1780–1831)  en az kendisi kadar ünlü bir savaş tanımı vardır:  “Savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır” der. Generalden yaklaşık 150 yıl kadar önce Hollandalı filozof Benedictus Spinoza’nın da (1632–1677) barışla ilgili bir tanımı vardır:  “Barış, basitçe savaşın olmayışı değildir” der. Spinoza “Politika Çalışmaları” kitabında savaşın tek yanlı bir kararla çıkarılabileceğini ama barış için iki taraf gerektiğini söyler. Filozof, Hollanda adına savaş halinde oldukları Fransa ve İngiltere ile barış görüşmeleri yapmak için görevlendirildiği sırada, bu konudaki düşüncelerini gözlemleriyle pekiştirmiştir. Bir tarafın teslim alınarak zorla barış anlaşması imzalattırılmasının yeni savaş tohumları ektiğini, karşılıklı gönüllü çaba olmadığı sürece kalıcı barış sağlanamadığını, savaş için bir tarafın kendini diğer tarafı yenecek kadar güçlü hissetmesinin yeterli olduğunu görmüştür.  Spinoza barışı “kaynağını ruhun gücünden alan bir erdem” olarak tanımlar.
Günümüze dönersek, barış hangi ruhun gücünden yükselebilir ki? Hükümet barış istiyor. İstiyor mu istemiyor mu bilemiyoruz. BDP heyeti Öcalan’la görüşüyor ve dönüşte gazetecilere hiçbir açıklama yapmıyor ama olumlu şeyler olacağından bahisle, gerekli açıklamanın yapılacağını belirtiyor. Eğer olumlu bir şey varsa, bu toplum içindir. Öyleyse toplumdan niye gizleniyor? Duyarsak ahlakımız mı bozulur? Bugün açıklanmasa bile, eğer yarın gerçekleşirse görmeyecek miyiz?
Biraz geri gidelim. Barışla ilgili ilk mesajı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 11 Mart 2009’da İran’a resmi bir ziyaret için giderken uçakta vermiş ve “çok iyi şeyler olacak” demişti. O zaman da bugünkü gibi “iyi şeylerin” yanında ve karşısında olanlarca benzer demeçler verildi. Sayın Cumhurbaşkanının açıklamasının üstünden 4 yıl geçti. Birçok olay yaşandı, sayısız can yandı. “İyi” ne oldu, bilmiyoruz…
Bir anne askere yolladığı oğlunun bayrağa sarılı tabutuyla karşılaştığında, bunun iyi bir yanı yoktur. Doğu illerinde başka bir annenin çocuğunun ölüm haberini alması da iyi bir şey değildir. Cumhurbaşkanı’nın söylemesine rağmen hala “iyi şeyler” olmuyorsa, burada bir yanlışlık var demektir. Bu belki şöyle bir yanlışlıktır:
Barış hakkında siyasi aktörlerin konuşmaları saklambaç oyunundaki gibi “elma dersem çık, armut dersem çıkma” demeye benziyor. Şöyle ki: Örneğin Batılı bir ileri gelen “barış” dediğinde aldırmıyoruz ya da bunu ülkenin iç işlerine karışmak gibi yorumluyoruz. Buna karşılık kendi iktidarımız ya da ana muhalefetimiz “barış” dediğinde hemen barış olacak sanıyoruz. Ya da başka muhalif kesimler “terör bitirilene kadar savaş” dediğinde, sanki barış olanaksızmış gibi düşünüyoruz.
Siyasetçiler,  konuyla ilgili tüm kavram, kişi ve kurumları temsil ettiklerini düşünürler. Dolayısıyla ne yapılacağı hakkında durmadan konuşur, karar alır ve uygulanması için çalışırlar. Eğer çatışma kararı alırlarsa, çok kolay uygularlar. Sonuçta zaten var olan gerilimi arttırıp bir kıvılcım çıkarmak yeterlidir. Ama barış söz konusu olduğunda durum değişir. Barış, ancak halk isterse gelir. Bunun için halkın, çok kolay olan ve her zaman yapılabilen savaş kışkırtıcılıklarından uzak durması yeterlidir. Savaş, halk için bir anlam taşıdığı sürece bitmez. Halk tersini düşünmeye başladığında, savaş çıkartmaya hiçbir güç yetmez.
Önümüzdeki 30–40 yıl ya da belki daha fazla bir süre boyunca,  dünyadaki birçok gelişme yakın coğrafyamızla ilintili olacak gibi görünüyor. Ortadoğu’da yaşananlar, petrol merkezli olmaktan daha büyük değişimin habercisine benziyor. Aslında bu gelişme on yılı aşkındır Afrika ülkelerinde başlamıştı ve şimdi Ortadoğu’da yaşanıyor. Bu çerçevede yalnızca ulus devletler değişime uğratılmıyor, asıl olarak 1648 Vestfalya Antlaşmasından bu yana dünyada hüküm süren devletler sistemi değişiyor. Buna göre bir devletin uluslararası düzeyde tanınması, varolması için yeterliydi, şimdi bu değişiyor. BM ya da kimi uluslararası koalisyonlar öncülüğünde, bağımsız bir devlete ne yapması gerektiği dikte ediliyor. Eğer uymazsa, toprakları işgal edilebiliyor. Bu gelişmenin bir parçası olarak,  ülkemizde “Kürt Sorunu” çerçevesinde yaşanan ve komşu ülkelerdekilerle birlikte Ortadoğu’da bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını hedefleyen etnik temelli çatışma, eski dönemin politikası olarak devreden çıkmış görünüyor. Bu yüzden durmadan yukarıdan aşağı “barış” çağrıları yapılıyor. Şimdilik bu çağrılara aşağıdakilerin bir bölümü olumlu yanıt veriyor. Belki zorunlu bir barış olacak ama karşılıklı gönüllü çabayla yapılmadığı için, annelerin acısını dindirmeyecek. Bu yüzden küresel hesapların, siyasetin, petrolün, paranın barış planları yerine, kader kardeşliğinin geçmesi gerekiyor.

Bu haber 1824 defa okunmu?tur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
********FARKIN NE****************23 Şubat 2014

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANKET

sence; KALAMAR TAVA MI MEZE Mİ?






Tüm Anketler

GOOGLE TERCÜME



Copyright © 2005-2012 www.likyahaber.net Tüm hakları acaip bir şekilde saklanmıştır. Kopye eden fena olur!... demedi demeyin... editör-özer yılmaz/elk.mühendisi-yıldız teknik üniv. POSTA ADRESİMİZ; haber@likyahaber.net
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi

elektronik sigara