Likya Haber Gazetesi, Kalkan, Kaş Antalya Haberler
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU GÜNÜN MANŞETLERİ...

manşetler

SON DAKİKA HABERLERİ....

EKŞİ SÖZLÜK...






CANLI TV İZLE...

YAKINDA...

ÖZELLEŞTİRMELERE HAYIR!

ALEXA

Alexa Certified Traffic Ranking for www.likyahaber.net

SİTEYE GELENLER

free counters

ÇEVRİMİÇİ

CUMHURİYET DEVLETTİR

Mehmet POLAT

12 Kasım 2012, 10:21

Mehmet POLAT

Devlet; okul, aile, din, meslek birlikleri, ordu, polis, hazine gibi toplumsal kurumların en eskisidir. Eskiliği ilk ortaya çıkan kurum olmasından değil; daha önceden oluşmuş kurumları düzenle ve birbirleriyle uyumlu hale getirmek üzere kendi içinde eritmesinden kaynaklanır. Çünkü devletin işlevi, toplum düzenini dış ve iç tehditlere karşı korumaktır. Dolayısıyla kendinden önceki kurumların ilk ortaya çıkışlarındaki gibi adeta “devlet içinde devlet” misali özerk çalışmalarına, düzeni bozacağı için izin vermez. Bunlar zaman içinde değiştirilip yeniden tanımlanarak bir anayasa çerçevesine alınır ve bir yönetim hukuku oluşturularak düzenin korunmasına hizmet edecek hale gelmeleri sağlanır Böylece bu kurumların eski işlevleri unutulur gider ve yalnızca bugünkü halleriyle, devletin bir parçası olarak bilinirler. Eğer bu sağlanamaz ve bir kurum devletin üstünde yer almaya devam ederse, orada bir düzen olduğundan bahsedilemez. Çünkü toplum düzenini korumaya yönelik her kararda bu kurum devreye girerek sonucu etkileyecek ve devleti göstermelik hale getirecektir.
Çoğu zaman devletin ve toplumun çıkarları birbirine karıştırılır ve devletin düzeni koruma görevi, insanlara istemedikleri bir hayatı dayatması gibi yorumlanır. Bu düşünce, toplumların daha basit bir yaşam sürdürdüğü ve devletin ilk ortaya çıktığı yüz yıllar öncesinden kalmadır. O zamanlar toplumun yöneticilerine daha yakın yaşadığı ve yöneticilerin de toplumdan şimdiki kadar kopuk olmadığını düşünebiliriz. Dolayısıyla alınacak kararların toplumla pek fazla uyum sorunu yaratmayacağını varsayabiliriz. Oysa devlet ve toplum arasındaki çıkar, beklenti ve amaç farklılıkları; yaşam karmaşıklaştıkça artmıştır. Dolayısıyla toplumun nasıl yönetileceği, ne ile ve kimin tarafından yönetileceği kadar önemli hale gelmiştir. Yeni gereksinimlerin karşılanması için bir yandan krallık, imparatorluk, cumhuriyet gibi farklı devlet tipleri ortaya çıkmış; diğer yandan aynı devlet tipleri içinde bile diktatörlük ve demokrasi arası değişiklik gösteren farklı yönetim biçimleri oluşmuştur. Bu farklılıklar o toplumdaki yöneten ve yönetilenler arası denge kadar, başka toplumlarla ilişkilere de bağlıdır. Anlaşılacağı üzere her devlet yalnızca ait olduğu toplumun değil, uzun bir tarihsel süreçte oluşan dünya koşullarının ürünüdür. Bu noktada aralarında görülen bir başka fark da, bazı toplumların uygun koşulları yakaladıklarında kendi devletlerini kendilerinin kurmasına karşılık, diğerlerinin bunu ancak büyük devletlerin koruma ve kollaması altında yapabilmesidir. Türkiye birinci, İsrail ikinci gruba örnektir…
Buraya dek anlattıklarımızın tersine genel kanı; aile, aşiret ya da dinsel topluluklardaki iç düzeninin gelişerek zamanla devlete dönüştüğü yönündedir. Bu yanlış bir anlayıştır ve tarihe bakış açısıyla ilgilidir. Çünkü çoğu zaman tarihi insanların irade ve isteğine göre yaşanan bir süreç gibi görürüz. Zaten tarih kitaplarında yaygın olarak iyi, akıllı, cesur vs. insanlar olmasaydı bugünlere gelemeyecekmişiz gibi yazılıdır. Savaş meydanlarında canını yitiren binlerce askerden, gerekli erzakı üretip, taşıyıp, pişirenlerden ve daha milyonlarca insandan; ancak birkaç cümleyle bahsedilir. Buna karşılık adı anıldıkça ün kazanan yönetici, sanatçı, bilgin vb. insanlara fazlasıyla yer verilir. Oysa onları bulup ortaya çıkaran, yetiştiren, öğrenecekleri bilgiyi toplayanlardan ve bu işleyişi besleyen ekonomi ile bunun için her gün çalışmayı gerektiren yaşam düzeninden fazla bahsedilmez. Bu nedenle devlet konusunda da benzer düşünülür ve bugünkü toplum düzeninin, zaten eskiden beri var olan iyi bir örneğin gelişip ilerlemesiyle ortaya çıktığı ileri sürülür.
Tarih yalnızca iyilerin kazandığı, bunların ön ayak olmasıyla olayların ilerlediği bir roman değildir. Tarihin oluşumunda iyiler kadar; geride kalan, altta olan, zayıf, kötü ya da olumsuz örneklerin hayatta kalabilmek için verdiği mücadelenin de katkısı vardır. Böyle bir mücadelede eşitsiz güçler çarpışır ve tarih bu çatışmanın ortak sonucu olarak doğar. Bu durumun devlet konusunda nasıl yaşandığını basit bir akıl yürütmeyle tahmin edebiliriz:
Binlerce yıl önce insan toplulukları vahşi hayvan sürüleri gibi yaşarken, doğayla olduğu kadar birbirleriyle de mücadele etmişlerdir. Bu sırada kimin, nerede, ne yapacağının önceden bilindiği toplulukların; diğerlerine kolayca üstünlük sağlayacağı açıktır. Yenilen ama kaçıp canını kurtaran her topluluk, hayatta kalmak için düşmanın üstün özelliklerini öğrenmeye ve uygulamaya çalışır. Basit bir komuta düzeni yerine devlet gibi derli toplu bir kurumsal yapının gerekliliği, kuşaktan kuşağa ve toplumdan topluma bu yolla geçer. Böylece toplumlar devlet geleneklerini önceki kuşaklar kadar, çoğunlukla düşman oldukları komşularından da öğrenirler. Bunun tipik örneği Cengiz Han’ın kurucusu olduğu Moğol İmparatorluğudur. Moğollar 1200 başlarından sonuna dek yaklaşık 100 yıl boyunca Asya’dan Avrupa ortalarına kadar hüküm sürmüş ve tarihin bilinen en büyük imparatorluğunu kurmuşlardır. Yönetim tarzları ve bu amaçla oluşturdukları kurumlar, egemenlikleri altında tuttukları topluluklar tarafından, daha sonra kendi devletlerini kurarlarken de sürdürülmüştür. Cengiz Han bu yöntemleri, yıllarca savaştığı Çinliler ve başka Moğol toplulukları karşısındaki yenilgileri ve esaretleri sırasında öğrenip geliştirmiştir.
Tarihe bakışımızdaki bir başka yanılgı da, genellikle bir devletin yıkılıp yerine yenisinin kurulduğunu sanmaktır. Oysa yıkılan devlet değil, devletin dizginlerini elinde tutan egemen bir çevredir. Tarihteki tüm egemen kesimler hem toplum düzenini ve hem de bu düzenin içine yerleşmiş haldeki kendi çıkarlarını koruyarak yöneticilik yaparlar. İkisi arasındaki dengeyi kaçırdıklarında, yıkılış sürecine girerler. Tekrar denge yaratamazlarsa mutlaka bir başka egemen çevre ortaya çıkar ve toplum düzenini yeniden kurarak devletin bekasını sağlar. Peki, ama toplum düzeni nedir, egemen kimdir?
Bizler bir toplum oluştururken beslenir, çoğalır ve bu sırada aklımız çeşitli fikirlerle dolu halde yaşarız. “Düzen” dediğimiz şey, yaşamın kendi kendini sürdürebilmesidir. Bunun için neslin devamı, üretim, eğitim, güvenlik gibi değişik işlerin bir arada yapılması ve bu amaçla toplumun uygun biçimde yönetilmesi gerekir. İşte toplumda egemenler, yönetim bilgisine sahip olan ve bunu kullananlardan oluşur. Çünkü fikirler zorla üretilemez ve yönetmek için güçlü olmak yetmez. Bunun için toplumun rızasını da almak gerekir. Egemenler ancak güç ve bilgiyi bir arada kullanabildikleri sürece toplumu yönetirler.
Buraya kadar anlattıklarımızdan da çıkarılacağı üzere “cumhuriyet” devlet biçimidir ve Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının devamıdır. Zaten maliye başta olmak üzere harbiye, polis, mülkiye gibi belli başlı kurumların kuruluş tarihlerine baktığımızda, hepsinin cumhuriyet öncesine ait olduğunu görürüz. Osmanlı da; hüküm sürdüğü alanlardaki Roma, Selçuklu, Moğol, Abbasi, Emevi vb. devletlerin devamıdır. Demokrasi, devletin devamlılığı içinde tarihi koşullara göre değişen bir yönetim biçimidir. Çoğu zaman demokrasi ve cumhuriyeti birbirine karıştırırız. Nedeni, demokrasiyi seçimden ibaret görmemizdir. Oysa seçimler ve bir parlamento oluşturulması cumhuriyetin değişmez önkoşuludur. Demokrasi ise, cumhuriyetlerin parlamenter hükümdarlığa dönüşmemesi için, azınlık görüşlerinin haklarının nasıl korunacağının tarif edilmesidir. Çünkü bir durumda çoğunluk olan, aynı anda ve farklı koşullarda mutlaka birçok azınlığa ayrılır. Eğer demokrasi çoğunluğun üstünlüğü gibi yorumlanırsa, bu yönetenlerin kendinden olanlara da baskı yapması anlamına gelir. Bu yüzden demokrasi, her koşulda ve her tür azınlığın haklarının korunarak, herkesle eşit konumda kalması için oluşmuş bir yönetim biçimidir…
mehmetpolat148.blogspot.com

Bu haber 1849 defa okunmu?tur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
********FARKIN NE****************23 Şubat 2014

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANKET

sence; KALAMAR TAVA MI MEZE Mİ?






Tüm Anketler

GOOGLE TERCÜME



Copyright © 2005-2012 www.likyahaber.net Tüm hakları acaip bir şekilde saklanmıştır. Kopye eden fena olur!... demedi demeyin... editör-özer yılmaz/elk.mühendisi-yıldız teknik üniv. POSTA ADRESİMİZ; haber@likyahaber.net
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi

elektronik sigara