Likya Haber Gazetesi, Kalkan, Kaş Antalya Haberler
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU GÜNÜN MANŞETLERİ...

manşetler

SON DAKİKA HABERLERİ....

EKŞİ SÖZLÜK...






CANLI TV İZLE...

YAKINDA...

ÖZELLEŞTİRMELERE HAYIR!

ALEXA

Alexa Certified Traffic Ranking for www.likyahaber.net

SİTEYE GELENLER

free counters

ÇEVRİMİÇİ

CUMHURİYET BAYRAMI GERİLİMİ

Mehmet POLAT

06 Kasım 2012, 09:02

Mehmet POLAT

Ana muhalefet ve iktidar partileri arasındaki Cumhuriyet Bayramı gerilimi yapaydır. Başka bir ifadeyle, sorun gerçekten cumhuriyetin elden gidiyor oluşu ya da birkaç yıl önceki mitinglerdeki gibi darbe özlemleri dile getirilmesiyle değil, yalnızca yönetim biçiminde bazı değişikliklerin gerekliliği ve bunun nasıl olacağıyla ilgilidir.
Toplumun yukarısındakiler bu tartışmayı “kim yönetecek” diye yürütürken, aşağıdakiler “karnımız doyacak mı, demokrasi gelecek mi” diye soruyor. Ve yukarıdakiler belki biraz da aşağı katların sesini bastırmak için, gerginlik çıkma olasılığı gördükleri her yerde pireyi deve yapıyor. Elbette birinin “ak” dediğine diğerinin “kara” diyerek ortamı germesinin de bir anlamı var. Ancak bunu politik rekabete bağlarsak, yanılırız. Çünkü şu an gözönündeki seçeneklerden hangisi hükümet olursa olsun, temel konularda yepyeni işler yapmasının koşulları yoktur. Dolayısıyla gerginlik yaratma amaçları küçük siyasi partileri eritmek ve toplumda birbirine yakın büyüklükte tabanlar yaratmaktır. Bu gerçekleştiği ölçüde, batılı liberal düzenlerdeki gibi iki partili başkanlık sistemine geçmek kolaylaşacaktır.
Öncelikle böyle bir sistem yönetimde istikrar demektir. Çünkü iki partiden iktidardakinin oyları azaldığında diğerininki kendiliğinden artacak ve güçlü hükümet kurmak her zaman mümkün olacaktır. Dolayısıyla ülkeyi yıllarca yöneten ANAP gibi bir parti tarihe karıştığında, yerine yenisi gelene dek istikrarsız koalisyon hükümetleriyle oyalanılmayacaktır. Ayrıca ülkemizde uzun süredir uygulanan liberal politikalar sayesinde özelleştirmeler büyük ölçüde bitmiş, darbecilik sona ermiş, merkez bankası özerkleşmiş,  borsalar kurulmuş ve piyasa düzeni yerleşmiştir. Artık hükümeti kim kurarsa kursun, yeter ki koalisyon olmasın; yapılacak işler bellidir. Böylesine istikrarlı bir politik ortam, en çok yatırımcıyı sevindirir. Anlaşılacağı üzere bu sisteme geçilmesini en fazla isteyenler, küresel sermaye çevreleridir.
Öte yandan; yine küresel sermayenin çıkarları doğrultusunda yapılan 12 Eylül 1980 darbesinin eseri bugünkü yönetim biçimi,  günün koşullarına yanıt veremez durumdadır. Bu nedenle Ankara merkezli politikalarda çok sık krizler yaşanmakta, çabuk ve etkili karar alınamamakta, üstelik bir de resmi kurumlar arası sürtüşmeler yüzünden,  bazen devlet çarkı durmaktadır. Örneğin Oslo görüşmelerinin sızdırılması, Uludere bombalaması, İsrail’le gerilim, uçağı Suriye’nin mi düşürdüğü yoksa kendisinin mi düştüğü, Rusya’dan Suriye’ye giden uçakta silah çıkıp çıkmadığı, ülkemize Suriyeli göçmenlerle ilgili olarak ABD askeri gönderilip gönderilmediği gibi konulardaki belirsizlikler; içinde bulunduğumuz duruma ilişkin bazı örneklerdir.  Devlet kurumları düzenli çalışırken bunlar olmaz. Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar gibi sorunlu bir coğrafyanın ortasındaki bir ülkeye yatırım yapmak isteyen hiç kimse, bu tür belirsizlikleri görmezden gelemez. En önemlisi, artık yüksek oyla seçilmiş istikrarlı hükümetlerin bile bu sorunları çözemiyor olmasıdır. Dolayısıyla yürürlükteki yönetim biçiminin sonuna gelinmiştir ve yenilenmesi zorunlu görünmektedir.
Yönetim biçimi, bir devletin kurumlarının birbirleriyle ve genel olarak toplumla nasıl ilişki kurduğuna göre tanımlanır. Bilindiği üzere bu tanımlar anayasa da yer alır, kişi ve kurumlar bu çerçevede davranır. Oysa ülkemiz hala 12 Eylül 1980 darbesinin yapıldığı dünya koşullarına ve Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığına göre hazırlanmış anayasayla yönetilmektedir. O dönemde; askeri darbenin ardından kurulacak sivil hükümetleri denetim altında tutmak üzere cumhurbaşkanına kanun ve kararnameleri veto hakkı, ayrıca önemli atamalarda başbakanla birlikte imza yetkisi tanınmıştır. Ama bu zihniyet yüzünden önceden hesaplanamayan sorunlar doğmuş, cumhurbaşkanı ve başbakanının eşit düzeyde yetkilendirilmesi sonucu hem yönetimde iki başlılık oluşmuş, hem de yürütme gücü parlamentodan üstün hale gelmiştir. Bu yüzden yaklaşık 30 yıldır cumhurbaşkanlarıyla başbakanlar arasında çeşitli yetki sorunları yaşanmış ve millet iradesi parlamentoda yeterince temsil edilememiştir. Son bayram kutlaması gerilimi sırasında Ankara Ulus’tan Anıtkabire yürümek isteyenlerin önündeki polis barikatının Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talimatıyla mı kaldırıldığına ilişkin tartışmaların ve bunun devamında gelen “iki başlı yönetim” yorumlarının ardındaki gerçek budur. Buradan kaynaklı sorunların, 2014’de cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesinin ardından daha da artacağı açıktır.
12 Eylül mirası olan bugünkü anayasa yalnızca iki başlılığa yol açmıyor, cumhurbaşkanı ve başbakanın yakın işbirliği durumunda, yürütmenin parlamento ve yargıdan daha güçlü hale gelmesine de neden oluyor. Örneğin Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı Gül’le aralarında ayrılık yaşanıp yaşanmadığına ilişkin soruları genellikle  “bizde kardeşlik hukuku geçerli, böyle şeyler olmaz” diye yanıtlıyor. Bunu demekteki amacı, önceki hükümetlerdeki gibi iki kurum arasında çatışma olmadığını ifade etmektir. Ama Başbakan, iki kurum arasında tam bir mutabakat olmasının da başka bir soruna yol açacağını unutuyor. Çünkü seçim sistemi, yüzde 10 barajı ve partiler kanunu yüzünden ülkemizde halk iradesinin demokratik temsili yetersizdir. Bu nedenle parlamento hükümeti denetleyemez durumdadır. Buna bir de cumhurbaşkanı denetiminin ortadan kalkması eklenecek olursa, başbakan ülkenin en güçlü insanı haline gelir. Bu yüzden yönetimde iki başlılık kadar, denetimsiz bir tek başlılık da kötüdür. Sorunun, “kardeşlik hukuku” ötesine geçerek, yeni bir anayasal hukuka göre çözülmesi gerekir. Çünkü bu durumdan bankacılardan çok, yoksul halk zarar görüyor…
Yeni anayasayla ilgili olarak karşılaşılabilecek en önemli sorun, toplumun daha çok baskı altına alınıp alınmayacağıdır. Dolayısıyla bu konulara ilişkin tartışmalar herkesin kendini eşit ve özgürce ifade edebileceği bir ortamda yapılmalıdır. Ama iktidar partisi kuruluşundan beri bunun sözünü verdiği halde bir türlü gerçekleştiremiyor. Bu durumda sorumluluk muhalefetin omuzlarına yıkılıyor. Bir yandan her toplum kesiminin taleplerini dile getirmesi, öte yandan muhalefet partilerinin topluma demokratik seçenekler sunması gerekir.
 Halk muhalefeti üzerine düşeni yapıyor ama iktidarın yükselen seslere kulak verdiğini görmüyoruz. Çünkü ne zaman yurttaşlar herhangi bir sorunlarını dile getirecek olsa, hükümet sözcüleri konunun art niyetle ve hükümeti yıpratmak amacıyla istismar edildiğini söylüyor. Örneğin kadın örgütlerinin kadınlara uygulanan şiddet, Alevilerin inanç özgürlüğü, köylülerin çevre, öğrencilerin eğitim sorunlarını hep istismar ettikleri söyleniyor…
Öte yandan ana muhalefet partisinin kendi içinde köklü bir değişim yaşamaksızın topluma demokratik seçenekler sunması, en azından şimdilik olanaksız görünüyor. Çünkü kendini yenilemek için yapması gereken pek çok iş varken, eski genel başkanının bir kaset skandalıyla istifasını yeterli sayıyor. Nitekim son cumhuriyet bayramı kutlamalarında takındığı tavır dahi, yine böyle bir “aynı kalarak değişiyormuş gibi yapma” örneği olarak yorumlanabilir. Oysa iktidardan farkını ortaya koymak için bayram kutlamalarından önce işsizlik, kentsel dönüşüm, nükleer santral vb. konulardaki görüşlerini açıklaması gerekmez mi? Bizce iktidarla arasında fark olmadığı için, bunları anlatamıyor. Nitekim cumhuriyet bayramlarında da bir parti resmi törenleri eskiden savundu, diğeri şimdi yapıyor. Yine biri eskiden bayramların halkla kutlanmasını öneriyordu, diğeri şimdi böyle davranıyor. Yani her ikisi de cumhuriyeti değişik biçimlerde savunuyor ama içinin demokrasiyle nasıl doldurulacağını söyleyemiyor. Aralarında fark varsa bile, ifade etmeksizin toplumu yapay gerilimlere sokuyorlar. Bu yüzden halk şimdilik bu tür sanal farklılıklarla ilgilenmiyor…
mehmetpolat148.blogspot.com

Bu haber 1829 defa okunmu?tur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
********FARKIN NE****************23 Şubat 2014

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANKET

sence; KALAMAR TAVA MI MEZE Mİ?






Tüm Anketler

GOOGLE TERCÜME



Copyright © 2005-2012 www.likyahaber.net Tüm hakları acaip bir şekilde saklanmıştır. Kopye eden fena olur!... demedi demeyin... editör-özer yılmaz/elk.mühendisi-yıldız teknik üniv. POSTA ADRESİMİZ; haber@likyahaber.net
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi

elektronik sigara