Likya Haber Gazetesi, Kalkan, Kaş Antalya Haberler
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU GÜNÜN MANŞETLERİ...

manşetler

SON DAKİKA HABERLERİ....

EKŞİ SÖZLÜK...






CANLI TV İZLE...

YAKINDA...

ÖZELLEŞTİRMELERE HAYIR!

ALEXA

Alexa Certified Traffic Ranking for www.likyahaber.net

SİTEYE GELENLER

free counters

ÇEVRİMİÇİ

BALIKÇILAR NEDEN DENİZE AÇILMADI?

Mehmet POLAT

03 Eylül 2012, 01:29

Mehmet POLAT

Denizlerde av sezonu getirilen yasaklar yüzünden biraz sorunlu başladı ve kimi balıkçılar avlanmaya çıkmadılar. 24 metreden sığ sularda gırgır ağı atamayacakları için balıkçılığın biteceğini öne sürerek, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde durumu protesto ettiler.
Bilindiği üzere tutulacak balığın boyu, cinsi, yeri ve süresi her Şubat ayında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yayınlanan “Su Ürünleri Avlanma Sirkülerinde” belirtiliyor. Buna göre yumurtlama ve yavruların büyüme süreleri hesaba katılarak avlanma yasağı 1 Mayıs’ta başlayıp 1 Eylül’de bitiyor. Sirküler yalnızca ülke koşulları değil, Avrupa Birliği de dikkate alınarak hazırlanıyor. Bu yalnızca AB’ye katılım nedeniyle yapılmıyor, balık dış satımının büyük oranda buraya yapılması ve buna bağlı ticari kurallar yüzünden de böyle davranılıyor. Ve yıl boyu gerekli görüldüğünde sirkülerde değişikliklere gidilebiliyor.
Örneğin geçen yıl sezonunun başlamasına bir hafta kala 20 santimden küçük lüfer, yani “çinekop” avlanması yasaklanmıştı. Ama hazırlıklarını buna göre yapmadıkları gerekçesiyle balıkçıların çoğu yasağı dinlemedi. Nitekim AB Türkiye ilişkilerinden sorumlu bakan olan Egemen Bağış İstanbul Küçükçekmece’de  “Uyum Yasaları” gereği AB ölçülerinde bir balık satış yerini törenle açarken, o sırada gazeteciler tezgâhlardaki birçok balığın ve bu arada lüferlerin sirkülerde belirtilenden küçük olduğunu saptadılar. Anlaşılacağı üzere denizler sözkonusu olduğunda, herkes bildiğini okuyordu.
Bu yıl da sezon başlamak üzereyken bir sınırlandırma getirilerek, 24 metreden sığ sularda gırgır ağı atılması yasaklandı. Balıkçılar hem hazır olmadıkları, hem de yasak nedeniyle daha az balık avlayabilecekleri için sezon açıldığı halde ava çıkmadılar. Ve bu yasak yüzünden yurttaşların balığı pahalıya yiyeceğini vurguladılar.
Bilmeyenler için açıklayalım; gırgır balıkçılığı ya gece ışık yakarak toplanan balıkların, ya da denizde sonarlarla saptanan balık sürülerinin etrafının çevrilerek tekneye alınması yoluyla yapılıyor. Gırgır ağlarıyla hamsi, palamut, istavrit, orkinos gibi göçmen sürü balıkları avlanıyor. Balığına göre ağın boyu, eni ve göz açıklığı değişiyor. Örneğin hamsi için 400 ile 800 kulaç boyunda ve 60 ile 100 kulaç eninde ağlar kullanılıyor. Bir kulacın yaklaşık bir insan boyu olduğu düşünülürse, ağların metre olarak ölçüleri tahmin edilebilir.
Bir ucu asıl balıkçı teknesine bağlı olan gırgır ağı, daha küçük başka bir tekne tarafından hızla çekiliyor ve balık sürüsünün etrafından dolaştırılarak denize bırakılıyor. Ağın alt yakasında kurşun, üst yakasında suyun üstünde yüzebilen içi boş plastikten halkalar bulunuyor. Böylece balık sürüsü yatay ve dikey olarak ağın içine hapsediliyor. Daha sonra ağ tekneye doğru çekilerek, balıklar ağın torba bölümünde toplanıyor ve oradan tekneye aktarılıyor. İşte bu çalışma sırasında ağın bazen tümü, bazen bir bölümü denizin dibini süpürüyor. Böylece balığın ağın altından da kaçacağı yer kalmıyor ve av bereketli oluyor.
Bu av sezonuna kadar gırgır ağlarının yörelere göre değişen biçimde 10 ile 18 metreden daha sığ sularda atılması yasaktı. Bununla yavru balıkların, deniz dibindeki canlıların ve balık yuvalarının korunması amaçlanıyordu. Çünkü ağın dip kısmını oluşturan kurşun yaka hızla çekilirken deniz dibini tahrip ediyor, bu arada yakalanması amaçlanan sürü balıklarıyla birlikte sığ sulardaki yerleşik balıkları da avlıyor.
Hamsi, palamut, istavrit gibi balıklar mevsimlik olarak avlanan sürü balıklarıdır. Buna karşılık levrek, çipura, karagöz, kırlangıç, karides vb. yıl boyu kıyılarımızda yaşayan yerli balıklardır. Ayrıca kıyılarda yalnızca balık değil, deniz çayırı, mercanlar, denizkestanesi, midye gibi su yaşamı açısından önemli sayısız canlı vardır. İşte hem bunların hem de hızla azalan balık stoklarının korunması amacıyla, sığ sularda gırgır ağı atılması yasaklanmıştır. Zaten her yıl daha az balık avladıkları için zor durumda olan balıkçılar da, şimdi bu yasak yüzünden daha az avlanabilecekleri gerekçesiyle itiraz etmektedir. Peki, haklılar mı?
Evet, bu yasak nedeniyle daha derin suya gidecekler, maliyet artacak, daha az balık avlayacaklar, dolayısıyla kazançları azalacaktır. Bu nedenlerle haklıdırlar. Ama diğer yandan bu yasak kaç kişiyi ilgilendiriyor? Denizlerde balıkçılık yapan yaklaşık 18 bin tekne var. Her tekne gırgırla avcılığa uygun değil. Bu iş ancak yeterince güçlü, sağlam ve büyüklükteki teknelerle yapılabiliyor. Türkiye’de buna uygun toplam 2 bin tekne var. Geri kalanlar küçük balıkçılara ait ve gırgır ağıyla ilgili yasak onları ilgilendirmiyor. Hatta büyükler yeterince avlanamadığı için balık fiyatları artarsa, bu küçük balıkçıların işine bile yarayabilir.
Gırgırcılar, eğer bu yasak kalkmazsa balıkçılığın biteceğini söylüyor. İşin gerçeği, balıkçılık ülkemizde zaten bitmiş durumda. Öte yandan yurttaşların yeterince balık yiyemeyeceğini belirtiyorlar. Bu da zaten gerçekleşmiş durumda, dünyanın en az balık yiyen ülkeleri arasındayız. Bugün Marmara’da avlanacak balık kalmadığı gibi, olanlar da kirlilik yüzünden yenmeyecek durumda. Akdeniz’de sürü balığı az olduğu için fiili avlanma sezonu çok kısa sürüyor, bu yöredeki balıkçıların çoğunluğu küçük teknelerle çalışıyor. Ülkemizde balıkçılık Karadeniz’de yapılıyor.  Zaten denizcilikle ilgili sınırlandırmalar da hep Karadeniz’e göre düzenleniyor. Ve her şeye rağmen avlanan balık miktarı her gün daha da azalıyor. Bunun herkesçe malum nedenlerinden ilki aşırı avlanma, ikincisi denizlerimizin hızla kirlenmesidir. Ama balıkçılığın bitmesinin bir de görünmeyen yüzü var:
Ülkemizde balıkçılık yaygın olarak kıyı balıkçılığı biçiminde yapılır. Balıkçılık filosunun donanımı açık denizlere çıkarak avlanmaya uygun değildir. Uygulanan yöntem balığı gece avlamak ve en yakın limana çıkararak büyük kentlere nakletmektir. Sektörün düzenlenişi balığı uzun süre saklama, işleme ve tüketimi özendirmeye uygun değildir. Balıkçılıkla ilgili harcamalar barınak inşasını, balık yetiştiriciliğini, mazot tüketimini ve balık dış satımını desteklemeyle sınırlıdır. Dolayısıyla ülkemizde yıllardır kişi başına tüketilen balık miktarı artmaz ve 8 kilogramı geçmez. Oysa dünya ortalaması 17, Avrupa ortalaması yaklaşık 25 kg. dolayındadır.  Balık, yurttaşlarımız için hala pahalı ve lüks bir gıda maddesidir. Bu hem yurttaşlarımızın ortalama gelir düzeyinin yetersizliğinden, hem de balıkçılık politikalarının yurttaşa balık yedirmekten çok büyük balıkçılık işletmelerinin taleplerine göre belirlenmesinden kaynaklanır. Son yıllarda balıkçılıkla ilgili politikaların balık dış satımına odaklanması, bunun bir göstergesidir.
Sonuç olarak bu yasaklama gerekli ama yetersiz ve balık neslinin korunması açısından önemsizdir. Bu tür yasaklarla durumu idare etmek, balık çiftlikleri kurmak ya da kendi kıyılarımızdaki balıkların neslini kurutmak yerine; dalyan balıkçılığı gibi doğal yaşama uygun yöntemler desteklenmelidir. Ayrıca denizcilikle ilgili uluslararası anlaşmalar hemen imzalanmalı, kendi balıkçılarımızın avlayabileceği balıkları kıyılarımıza kadar yaklaşan gelişmiş ülke balıkçıların avlamasına önlenmelidir. Denizlerin korunması için komşu ülkelerle ortak hareket edilmelidir. Bunlar yapılmadığı sürece başta balıklarımız ve tüm deniz canlılarımız olmak üzere,  küçük balıkçıların ve yeterince balık tüketip dengeli beslenemeyen yurttaşlarımızın kaderi ortaktır. Bu kader, hepimizin zararınadır. Çare doğayla uyumlu, toplum çoğunluğunun çıkarlarını hesaba katan, uzun vadeli ve planlı bir balıkçılıktır.
 
Denizlerde av sezonu getirilen yasaklar yüzünden biraz sorunlu başladı ve kimi balıkçılar avlanmaya çıkmadılar. 24 metreden sığ sularda gırgır ağı atamayacakları için balıkçılığın biteceğini öne sürerek, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde durumu protesto ettiler.
Bilindiği üzere tutulacak balığın boyu, cinsi, yeri ve süresi her Şubat ayında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yayınlanan “Su Ürünleri Avlanma Sirkülerinde” belirtiliyor. Buna göre yumurtlama ve yavruların büyüme süreleri hesaba katılarak avlanma yasağı 1 Mayıs’ta başlayıp 1 Eylül’de bitiyor. Sirküler yalnızca ülke koşulları değil, Avrupa Birliğinde de dikkate alınarak hazırlanıyor. Bu yalnızca AB’ye katılım nedeniyle yapılmıyor, balık dış satımının büyük oranda buraya yapılması ve buna bağlı ticari kurallar yüzünden de böyle davranılıyor.  Ve yıl boyu gerekli görüldüğünde sirkülerde değişikliklere gidilebiliyor.
Örneğin geçen yıl sezonunun başlamasına bir hafta kala 20 santimden küçük lüfer, yani “çinekop” avlanması yasaklanmıştı. Ama hazırlıklarını buna göre yapmadıkları gerekçesiyle balıkçıların çoğu yasağı dinlemedi. Nitekim AB Türkiye ilişkilerinden sorumlu bakan olan Egemen Bağış İstanbul Küçükçekmece’de  “Uyum Yasaları” gereği AB ölçülerinde bir balık satış yerini törenle açarken, o sırada gazeteciler tezgâhlardaki birçok balığın ve bu arada lüferlerin sirkülerde belirtilenden küçük olduğunu saptadılar. Anlaşılacağı üzere denizler sözkonusu olduğunda, herkes bildiğini okuyordu.
Bu yıl da sezon başlamak üzereyken bir sınırlandırma getirilerek, 24 metreden sığ sularda gırgır ağı atılması yasaklandı. Balıkçılar hem hazır olmadıkları, hem de yasak nedeniyle daha az balık avlayabilecekleri nedeniyle, bu yüzden sezon açıldığı halde ava çıkmadılar. Ve bu yasak nedeniyle yurttaşların balığı pahalıya yiyeceğini vurguladılar.
Bilmeyenler için açıklayalım; gırgır balıkçılığı ya gece ışık yakarak toplanan balıkların, ya da denizde sonarlarla saptanan balık sürülerinin etrafının çevrilerek tekneye alınması yoluyla yapılıyor. Gırgır ağlarıyla hamsi, palamut, istavrit, orkinos gibi göçmen sürü balıkları avlanıyor. Balığına göre ağın boyu, eni ve göz açıklığı değişiyor. Örneğin hamsi için 400 ile 800 kulaç boyunda ve 60 ile 100 kulaç eninde ağlar kullanılıyor. Bir kulacın yaklaşık bir insan boyu olduğu düşünülürse, ağların metre olarak ölçüleri tahmin edilebilir.
Bir ucu asıl balıkçı teknesine bağlı olan gırgır ağı, daha küçük başka bir tekne tarafından hızla çekiliyor ve balık sürüsünün etrafından dolaştırılarak denize bırakılıyor. Ağın alt yakasında kurşun, üst yakasında suyun üstünde yüzebilen içi boş plastikten halkalar bulunuyor. Böylece balık sürüsü yatay ve dikey olarak ağın içine hapsediliyor. Daha sonra ağ tekneye doğru çekilerek, balıklar ağın torba bölümünde toplanıyor ve oradan tekneye aktarılıyor. İşte bu çalışma sırasında ağın bazen tümü, bazen bir bölümü denizin dibini süpürüyor. Böylece balığın ağın altından da kaçacağı yer kalmıyor ve av bereketli oluyor.
Bu av sezonuna kadar gırgır ağlarının yörelere göre değişen biçimde 10 ile 18 metreden daha sığ sularda atılması yasaktı. Bununla yavru balıkların, deniz dibindeki canlıların ve balık yuvalarının korunması amaçlanıyordu. Çünkü ağın dip kısmını oluşturan kurşun yaka hızla çekilirken deniz dibini tahrip ediyor, bu arada yakalanması amaçlanan sürü balıklarıyla birlikte sığ sulardaki yerleşik balıkları da avlıyor.
Hamsi, palamut, istavrit gibi balıklar mevsimlik olarak avlanan sürü balıklarıdır. Buna karşılık levrek, çipura, karagöz, kırlangıç, karides vb. yıl boyu kıyılarımızda yaşayan yerli balıklardır. Ayrıca kıyılarda yalnızca balık değil, deniz çayırı, mercanlar, denizkestanesi, midye gibi su yaşamı açısından önemli sayısız canlı vardır. İşte hem bunların hem de hızla azalan balık stoklarının korunması amacıyla, sığ sularda gırgır ağı atılması yasaklanmıştır. Zaten her yıl daha az balık avladıkları için zor durumda olan balıkçılar da, şimdi bu yasak yüzünden daha az avlanabilecekleri gerekçesiyle itiraz etmektedir. Peki, haklılar mı?
Evet, bu yasak nedeniyle daha derin suya gidecekler, maliyet artacak, daha az balık avlayacaklar, dolayısıyla kazançları azalacaktır. Bu nedenlerle haklıdırlar. Ama diğer yandan bu yasak kaç kişiyi ilgilendiriyor? Denizlerde balıkçılık yapan yaklaşık 18 bin tekne var. Her tekne gırgırla avcılığa uygun değil. Bu iş ancak yeterince güçlü, sağlam ve büyüklükteki teknelerle yapılabiliyor. Türkiye’de buna uygun toplam 2 bin tekne var. Geri kalanlar küçük balıkçılara ait ve gırgır ağıyla ilgili yasak onları ilgilendirmiyor. Hatta büyükler yeterince avlanamadığı için balık fiyatları artarsa, bu küçük balıkçıların işine bile yarayabilir.
Gırgırcılar, eğer bu yasak kalkmazsa balıkçılığın biteceğini söylüyor. İşin gerçeği, balıkçılık ülkemizde zaten bitmiş durumda. Öte yandan yurttaşların yeterince balık yiyemeyeceğini belirtiyorlar. Bu da zaten gerçekleşmiş durumda, dünyanın en az balık yiyen ülkeleri arasındayız. Bugün Marmara’da avlanacak balık kalmadığı gibi, olanlar da kirlilik yüzünden yenmeyecek durumda. Akdeniz’de sürü balığı az olduğu için fiili avlanma sezonu çok kısa sürüyor, bu yöredeki balıkçıların çoğunluğu küçük teknelerle çalışıyor. Ülkemizde balıkçılık Karadeniz’de yapılıyor.  Zaten denizcilikle ilgili sınırlandırmalar da hep Karadeniz’e göre düzenleniyor. Ve her şeye rağmen avlanan balık miktarı her gün daha da azalıyor. Bunun herkesçe malum nedenlerinden ilki aşırı avlanma, ikincisi denizlerimizin hızla kirlenmesidir. Ama balıkçılığın bitmesinin bir de görünmeyen yüzü var:
Ülkemizde balıkçılık yaygın olarak kıyı balıkçılığı biçiminde yapılır. Balıkçılık filosunun donanımı açık denizlere çıkarak avlanmaya uygun değildir. Uygulanan yöntem balığı gece avlamak ve en yakın limana çıkararak büyük kentlere nakletmektir. Sektörün düzenlenişi balığı uzun süre saklama, işleme ve tüketimi özendirmeye uygun değildir. Balıkçılıkla ilgili harcamalar barınak inşasını, balık yetiştiriciliğini, mazot tüketimini ve balık dış satımını desteklemeyle sınırlıdır. Dolayısıyla ülkemizde yıllardır kişi başına tüketilen balık miktarı artmaz ve 8 kilogramı geçmez. Oysa dünya ortalaması 17, Avrupa ortalaması yaklaşık 25 kg. dolayındadır.  Balık, yurttaşlarımız için hala pahalı ve lüks bir gıda maddesidir. Bu hem yurttaşlarımızın ortalama gelir düzeyinin yetersizliğinden, hem de balıkçılık politikalarının yurttaşa balık yedirmekten çok büyük balıkçılık işletmelerinin taleplerine göre belirlenmesinden kaynaklanır. Son yıllarda balıkçılıkla ilgili politikaların balık dış satımına odaklanması, bunun bir göstergesidir.
Sonuç olarak bu yasaklama gerekli ama yetersiz ve balık neslinin korunması açısından önemsizdir. Bu tür yasaklarla durumu idare etmek, balık çiftlikleri kurmak ya da kendi kıyılarımızdaki balıkların neslini kurutmak yerine; dalyan balıkçılığı gibi doğal yaşama uygun yöntemler desteklenmelidir. Ayrıca denizcilikle ilgili uluslararası anlaşmalar hemen imzalanmalı, kendi balıkçılarımızın avlayabileceği balıkları kıyılarımıza kadar yaklaşan gelişmiş ülke balıkçıların avlamasına önlenmelidir. Denizlerin korunması için komşu ülkelerle ortak hareket edilmelidir. Bunlar yapılmadığı sürece başta balıklarımız ve tüm deniz canlılarımız olmak üzere,  küçük balıkçıların ve yeterince balık tüketip dengeli beslenemeyen yurttaşlarımızın kaderi ortaktır. Bu kader, hepimizin zararınadır. Çare doğayla uyumlu, toplum çoğunluğunun çıkarlarını hesaba katan, uzun vadeli ve planlı bir balıkçılıktır.
 

Bu haber 1918 defa okunmu?tur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
********FARKIN NE****************23 Şubat 2014

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANKET

sence; KALAMAR TAVA MI MEZE Mİ?






Tüm Anketler

GOOGLE TERCÜME



Copyright © 2005-2012 www.likyahaber.net Tüm hakları acaip bir şekilde saklanmıştır. Kopye eden fena olur!... demedi demeyin... editör-özer yılmaz/elk.mühendisi-yıldız teknik üniv. POSTA ADRESİMİZ; haber@likyahaber.net
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi

elektronik sigara