Likya Haber Gazetesi, Kalkan, Kaş Antalya Haberler
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU GÜNÜN MANŞETLERİ...

manşetler

SON DAKİKA HABERLERİ....

EKŞİ SÖZLÜK...






CANLI TV İZLE...

YAKINDA...

ÖZELLEŞTİRMELERE HAYIR!

ALEXA

Alexa Certified Traffic Ranking for www.likyahaber.net

SİTEYE GELENLER

free counters

ÇEVRİMİÇİ

SEÇİMDEN SONRA

Mehmet POLAT

13 Haziran 2011, 10:55

Mehmet POLAT

                                      AKP’nin kesin olmayan sonuçlara göre oy oranını yüzde 50’ye yükselterek 326 milletvekili çıkartması ve üçüncü kez seçim kazanması, büyük bir başarıdır. Bu sonuçlara göre iktidar partisi seçim öncesi iki ana hedefinden birine çok yaklaşmış, diğerine ulaşmıştır. Hatırlatmak gerekirse bu hedeflerden ilki anayasa değişikliklerinde belirleyici rol oynayabilmek için en azından  330 milletvekili çıkartmaktı; buna yaklaşılmıştır. İkinci hedef ise ister başkanlık sistemine geçilsin isterse bugünkü gibi halkın seçtiği cumhurbaşkanlığı sisteminde kalınsın, ülke yönetiminde söz sahibi olabilmek için oyların yarısını alabilmekti; bu gerçekleşmiştir. Tayyip Erdoğan şu an en azından cumhurbaşkanlığına adaylığını koyarsa kazanabileceğini görmüştür.
 
                                       Elbette aynı ölçüde değildir ama CHP’nin yüzde 5 oy artışı sağlaması da bir başarı sayılmalıdır. Beklentiler yüksek tutularak yüzde 30 dolayında oy alınır sanıldığından,  bu artış şimdilik başarı gibi görülemiyor. Oysa henüz genel başkan dışında bir değişiklik içermeyen, kadroları, programı, örgütlenmesi olmayan    “yenilenme” süreci halktan destek almıştır. Kim ne derse desin kasetler MHP’de gerilemeye yol açmıştır. Bu yılki seçmen sayısı 2007 genel seçimlerinden neredeyse 10 milyon fazla olduğu halde MHP’nin oy oranındaki küçük düşüş aslında önemli bir gerilemedir.
                                       Bunların dışında siyasi partilerle karşılaştırılamayacak kadar sıkıntılı bir seçim çalışması yapan BDP destekli bağımsız adayların 36 milletvekiline ulaşması da önemli bir başarıdır. Herhalde bu yüzde 10 barajıyla girdiğimiz son seçimdir. Dünyadan gelen eleştiriler ve barajın ikinci kez bir işe yarmadığının kanıtlanması, kaldırılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu seçimde toplum değişim istediğini bir kez daha belirtmiş, iktidar partisine bunu yapması için cesaret vermiş, aynı isteği taşıyan diğer partilere de desteğini esirgememiştir. Bu durumda iktidarın mazereti kalmamıştır.  
                                       Yeni dönemde hükümetin önünde üç önemli iş durmaktadır. Birincisi anayasa sorunudur.  Erdoğan’ın artık gelenekselleşen ve kendi yandaşları dışındakilerin pek inanmadığı “demokrat” içerikli balkon konuşmasında belirttiği kadarıyla anayasa toplumsal uzlaşma içinde yapılacaktır. Eğer Kürt sorunun çözümüne ilişkin değişikliklerde uzlaşma sağlanabilirse, diğer konularda anlaşmak zor olmayacaktır. Seçim başarısı nedeniyle ipler şimdi iktidar partisinin elindedir. Dileğimiz,  geçen dönem gösteremediği tutarlılığı bu kez göstererek toplumsal gerilim ve çatışmayı bitirmesidir.
                                       Hükümetin önündeki ikinci önemli konu ülkenin başlıca sorunu olan yoksulluk ve işsizliğe çare bulmaktır. Her ne kadar oya dönüşmese de muhalefet partilerinin seçimler sırasında dile getirdiği  “aile sigortası, hilâl kart” gibi söylemler etkili olmuştur. Yeni hükümetin bu konularda  “istikrarlı” bir tutum sergileyerek kendini mi tekrarlayacağı, yoksa farklı açılımlara mı gideceğini göreceğiz. Şu an bu konuda muhalefetin elinde kullanırsa yerel seçimlerde karşılığını alabileceği bir koz vardır.       
                                       Üçüncü önemli sorun (daha doğrusu sorun yumağı) Ortadoğu coğrafyasındaki uluslararası konulardır. Erdoğan balkon konuşmasında seçimin yalnızca Ankara için değil Balkanlardan Kuzey Afrika’ya, Kıbrıs’tan Ortadoğu ülkelerine kadar tüm başkentler için de önem taşıdığını belirtti. (Nedense saydığı başkentler arasında Tahran yoktu.) Örneğin Erdoğan’ın “Şam, Trablusgarp, Bağdat, Beyrut…” demesi, dinleyicilerin üzerinde sanki Osmanlı İmparatorluğunun yükselme dönemi tekrar başlıyormuş gibi bir heyecan yaratıyordu. Bu durum karşısında insan ister istemez  “işte diğer partilerin anlamadığı, eksik bıraktığı ama AKP’nin başarılı olduğu asıl konu bu” diye düşünüyor. Ama kazın ayağı öyle değil.
 
                                       Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanı olduktan sonra Türkiye dış politikasında köklü bir değişikliğe gidildi. Daha doğrusu, Türkiye’nin Ortadoğu politikalarında köklü değişikliğe gidilmesi zorunlu hale geldiği için Davutoğlu bakanlık koltuğuna getirildi. Davutoğlu’nun temel tezi, bölgede geleneksel batı eksenli politikalar yerine yöresel değerlere dayalı politikalar izlemek gerektiğiydi. Bunun için Türkiye aktif olmalı ve bölgede İsrail’le rekabet edebilmeliydi. Türkiye’de bu güç görülmüş olmalı ki ABD ve Almanya gibi ülkelerce bu politika desteklendi.  Ve bu yeni dış politika doğrultusunda başta Kuzey Irak olmak üzere Suriye ile iyi ilişkiler kuruldu. Türkiye, Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yapmaya başladı vs. Suriye ile ilişkiler, neredeyse Türkiye’nin Ortadoğu politikalarının geçerliliğinin başlıca kanıtı haline geldi.
                                       Şimdi bu kanıt hızla çöküyor. Tıpkı Kaddafi ile yıllar süren dostluğun ardından Türkiye’nin şimdi NATO çatısı altında Libya’daki iç savaşa taraf olmasına benzer bir durum Suriye’de de yaşanıyor. Bu yüzden seçim sonuçlarının Ortadoğu başkentlerindeki önemi bağımsız bir dış politika izliyor oluşumuzun sonucu değil, batıda kotarılan planların Ortadoğu’da uygulanmasının devamıdır. Bu durum AKP’nin söylemiyle eylemi arasındaki en önemli çelişkilerden biridir. Önümüzdeki günlerde iç politikaya da yansımaları olacaktır.
                                       Özetle, AKP şu andakinden çok daha fazla oy almış olsaydı ya da seçimi kaybetmesi sonucu başka bir hükümet kurulsaydı bile bu konuları önünde bulacaktı. Şimdi büyük bir seçim başarısı sonucu AKP yeniden hükümet olacaktır. Bu büyük başarının zayıf yanı şudur: Parlamentoda istediğin yasayı çıkartabilecek güçte olmak, sorunları çözmeye yetmez. Her önemli icraat için halkın rızasını da almak gerekir. Yalnız Türkiye halkının değil, Suriye, Libya, Filistin… Halk rıza göstermedikçe, parlamento çoğunlukları etkisiz güç olarak kalır. İşte bu yüzden demokrasi seçimlerden, yönetmek parlamentoda karar almaktan ibaret değildir. Ve işte bu yüzden halktan rıza almak, herhangi bir konuda referandum yaparak onay almakla karıştırılmamalıdır. Rıza göstermenin olmazsa olmazı, insanların her an kararını değiştirerek rızasını geri çekebileceğini ve bunun için suçlanmayacağını ya da cezalandırılmayacağını bilmesidir.

Bu haber 2165 defa okunmu?tur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
********FARKIN NE****************23 Şubat 2014

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANKET

sence; KALAMAR TAVA MI MEZE Mİ?






Tüm Anketler

GOOGLE TERCÜME



Copyright © 2005-2012 www.likyahaber.net Tüm hakları acaip bir şekilde saklanmıştır. Kopye eden fena olur!... demedi demeyin... editör-özer yılmaz/elk.mühendisi-yıldız teknik üniv. POSTA ADRESİMİZ; haber@likyahaber.net
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi

elektronik sigara