SEL YILLARDIR GELİYORUM DİYORDU AMA...


Açıklama:
Kategori: KÖŞE YAZARLARIMIZ
Eklenme Tarihi: 11 Temmuz 2012
Geçerli Tarih: 19 Ekim 2021, 18:16
Site: Likya Haber Gazetesi, Kalkan, Kaş Antalya Haberler
URL: http://www.likyahaber.net/haber/yazar.asp?yaziID=3358


Dünya artık köyümüz, mahallemiz gibi. Bir yerde yaşanan olaydan yalnızca anında haberdar olmakla kalmıyor, aynı zamanda sonuçlarından da hızla etkileniyoruz. Tıpkı komşuda çıkan yangının evimize sıçraması, mahalleye dadanan hırsızın hepimizi huzursuz etmesi gibi. Bu yüzden Samsun’un Canikli ilçesinde 4 Temmuz Çarşamba günkü sel sonucu altısı çocuk 12 kişinin yaşamını yitirmesi yalnızca yürek yakıcı bir olay değil, aynı zamanda her an her yerde görülecek bir durumdur. Nedenleri üzerine düşünmemiz gerekir.
 
Selden sonra Samsun Valisi Hüseyin Aksoy (2001 ile 2006 yılları arasında Muğla Valisiydi) bir açıklama yaptı. Vali şöyle diyordu: “DSİ Bölge Müdürlüğümüzden almış olduğumuz bilgilere göre DSİ’nin planlama çalışmaları kapsamı içerisinde yaptığı çalışmalara göre projelerin 500 yıllık bir öngörüye göre yapıldığı, fakat buradaki yağışın miktarı neredeyse  5 bin yılda bir görülecek bir boyuttaki yağış miktarı olduğu ortaya çıkmıştır.”
 
Aynı yağışlı hava Karadeniz’in karşısına ulaşarak, 8 Temmuz Pazar günü Rusya’nın güneyindeki Krasnodar kentinde sele neden oldu. Ölü sayısı hızla artarak, şimdiden 150 kişiyi geçti. Bölge Valisi Alexander Tkachev bir mesaj yayınlayarak yaşanan durumun hayal bile edilemeyeceğini belirtti ve “son 70 yılın en korkunç felaketi” olduğunu söyledi.
 
Valiler arasındaki benzerlik diğer yönetici katları için de geçerli olacağından, tek tek karşılaştırmaya girmiyoruz. Bu yüzden yalnızca kendi yöneticilerimizin söylediklerini ve bunlara yöneltilen eleştirileri aktaracağız.
 
Can kayıpları çoğunlukla selin yaşandığı dere yatağına 30 m uzaktaki TOKİ (Toplu Konut İdaresi) konutlarında olmuştu. Bu nedenle felaket alanına eski TOKİ başkanı yeni Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ilk ulaşan hükümet yetkilisi oldu. Ardından yöre milletvekili sıfatıyla Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç gitti. Binalar DSİ tarafından ıslah edilen alana yapıldığından ve bu kurum kendisine bağlı olduğu için, yöreye gidip demeç verenlerden biri de Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’ydu.
Bakan Erdoğan soruşturmanın başladığını ve eğer kendisi de suçluysa ortaya çıkacağını söyledikten sonra şöyle dedi: “10 tane insanımızı kaybettik; bunu hiçbir şey geri getirmez; hiçbir mazeret bunu telafi etmez. Sorumluluğu alacağız. Hatamız varsa cezasını çekeceğiz. Suç varsa ortaya çıkaracağız. Bu alanda, 2 bin 500 konut planlandı. 1970 yılından beri burası konut alanı. Ama neydi buradaki binalar? Derenin yatağındaydı. Çekme mesafesinde bunu yaptık. Zemin etüt raporu, imar planı hepsi alınmıştır. Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu, zeminin uygun olduğunu onaylanmıştı. Dere yatağında kaçak yapılmış gecekondular var onları da düzelteceğiz. TOKİ'nin yaptığı bir yanlışlık yoktur.”
 
Bakan Kılıç yöredeki zararın karşılanacağını belirttikten sonra, TOKİ projesini savunarak üzerine basa basa şöyle söyledi: “Burada daha önce dere yatağına yapılmış gecekondular vardı. Eğer onlara dokunulmasaydı, can kaybı daha fazla olurdu. TOKİ konutları bir felakete neden olmamış, tam tersine
daha büyük bir felaketi önlemiştir.”
Bakan Eroğlu binaların dere yatağına yapılmadığını, yapılaşmanın yeterli uzaklıkta bulunduğunu ama büyük bir sel gelerek ölümlere neden olduğunu belirtti. Bu arada TOKİ yönetimi bir açıklama yaparak, derenin üst yanındaki toprak bendin tahrip olması üzerine sel geldiğini, selle birlikte sürüklenen toprak, taş ve ağacın köprüyü tıkaması sonucu taşkının oluştuğunu belirtti. Buna karşılık Bakan Eroğlu kendisine bağlı DSİ adına bir açıklama yaparak duruma karşı çıktı ve eğer bentler olmasaydı felaketin daha büyük olacağını söyledi. Eroğlu’na göre bentler 4 saatte dolmuştu. Bent olmasaydı, sel her yeri tahrip edecekti. Tüm bunlara karşılık uzmanlar şöyle dediler:
 
TMMOB (Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği) Şehir Plancıları Odası şöyle diyordu: “Selin yaşandığı alan, tümüyle dere dolgusu bir zemin. Aslen yapılaşma dışı tutulması gereken, dere yatağının değiştirilmesi sonucu oluşturulmuş bir yer. Dere yatağının değiştirilmesi ve sonrasında eski yatağın yapılaşmaya açılması temel hata olarak öne çıkmakta. Zorlama yeni güzergâh ve Mert Irmağı üzerinde yapılan köprü, bölgede taşkının başlıca unsurları. Taşkın önlemeye yönelik tesisler yeterli değil. Eski dere yatağı ve çevresinin, kent içi açık ve yeşil alan yapılmak yerine yapılaşmaya açılması önemli bir planlama hatası.”
 
Benzer bir uyarı İnşaat Mühendisleri Odası’nın 2008 yılında düzenlediği Samsun Kent Sempozyumu'nda da yapılmış, felaketin yaşandığı yöredeki yapılaşmaya ve taşıdığı risklere dikkat çekilerek sempozyum sonuç bildirgesinde "Mert Irmağı kenarını imara, yapılaşmaya açarsanız, bu nedenle ırmağın yatağını daraltırsanız, ciddi sıkıntılar yaşarız" denilmişti.
 
İş burada da kalmamış, söz konusu TOKİ konutlarıyla ilgili olarak bir uyarı da İstanbul Aydın Üniversitesi, Afet Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından "Karadeniz Bölgesi Sel, Heyelan İncelemeleri" adlı bir rapor hazırlanıp ilgili bakanlık ve belediyelere sunularak da yapılmış; bu tür alanların yapılaşmaya açılmaması belirtilmişti.
 
Başa dönelim: Hem Samsun hem de Krasnodar kentlerinin valileri birbirinden habersiz açıklamalarında, yaşanan felaketlerin büyüklüğüne ve bugüne dek görülmediğine dikkat çekiyor, bir anlamda önlem alınamayacağını söylemeye çalışıyorlardı. Gerçekten de böyleydi. Bir kaç saat içinde, normal yağışlı mevsimde bir kaç aydaki kadar yağmur yağıyor ve buna ne kanallar, ne bentler dayanmıyordu. Öte yandan bu kadar yoğun yağışın yanı sıra dere yataklarına kadar taşan kentleşme, çoğu plansız ve dayanıksız yapılar sel ya da deprem misali felaketlerin etkisini daha da arttırıyordu. Ama bu yağışlar yine de öngörülemeyecek türden olaylar değildi. Bilim insanları 1980 başlarından bu yana dünyada iklimin hızladeğiştiğini, küresel ısınma yüzünden bu tür olağanüstü yağış ya da kuraklıklar yaşanabileceğini belirtiyor, toplumların yönetiminde söz sahibi olanları uyarıyorlardı.
Dikkat edersek son yıllarda dünyanın çeşitli yerlerinde yağış, hortum, aşırı soğuk ya da sıcak ve
kasırgalar büyük yıkıma yol açıyor. Çünkü son yüzyılda sanayileşmenin neden olduğu hava kirliliği atmosferin sıcaklığını arttırıyor. Bu da daha büyük miktarda suyun buharlaşmasına yol açıyor. Su buharı, güneş ışıklarını tutarak sıcaklığın daha da artmasına neden oluyor. Bu yüzden dünyanın ısısını kontrol eden buzullar ve kutuplardaki buz dağları eriyor, küresel ısınma artıyor. Bu durum iklim değişikliklerine yol açıyor. Dolayısıyla bilim insanlarının yaklaşık 30 yıldır durmadan uyardığı bir konuda, yaşanan her sel felaketinin ardından yöneticilerimizin çıkıp “her tür önlemi almıştık ama yaşanan bu durum son 100, hatta 500 yılın en büyük felaketidir, kimse önüne geçemezdi” misali demeçler vermesi ne kadar geçerlidir? Dünya eski dünya değil ama bizi yönetenler eski. Baksanıza, bodrum katlarına insan yerleştiriyorlar. Derenin yolunu değiştiriyor ama “binalar dere yatağında değildi” diyorlar. Dolayısıyla, biri çıkar da “dere yeni yatağını bilemediği için sel geldi” derse şaşırmamak lazım. Gidenlerin yakınlarına baş sağlığı dileğiyle...
 
mehmetpolat.148.blogspot.com