BİR HES ŞİRKETİNİN OLAĞAN FAALİYETLERİ


Açıklama:
Kategori: KÖŞE YAZARLARIMIZ
Eklenme Tarihi: 23 Eylül 2011
Geçerli Tarih: 19 Ekim 2021, 17:10
Site: Likya Haber Gazetesi, Kalkan, Kaş Antalya Haberler
URL: http://www.likyahaber.net/haber/yazar.asp?yaziID=2421


     Yöremizdeki bir köyün yakınlarına şimdilik adı lazım değil bir şirket,2007 yılından bu yana HES (hidroelektrik santrali) kurmaya çalışıyor. Bu tür girişimler sırasında genellik gördüğümüz bir taktiği izleyerek işe başlıyor. Önce, projeyi köylülerin en çok karşı çıkacakları alanda gerçekleştirmek istiyor. Örneğin, burası köyün sulanabilen en verimli arazilerinin bulunduğu bir yer. Beklendiği üzere köylüler hemen karşı çıkıyor. Şirket yetkilileri “peki nereye yapılmasını istiyorsunuz” diye soruyor. Köylüler de, dere yatağının biraz yukarısındaki, tarla bulunmayan orman arazisini işaret ederek, “oraya yapılsan” diyorlar. Tabi şirket de bunu bekliyor. “Siz ne dediniz de biz yapmadık” misali yanıtlarla, proje yerini derhal değiştireceklerini söylüyorlar.
      Bu köye HES kurmaya çalışan şirket, yine yöremize yakın bir yerdeki projesini, oradaki köylülerin karşı koyması yüzünden bir türlü gerçekleştiremiyor. Başta Doğu Karadeniz olmak üzere ülkemizin çeşitli yerlerinde, çiftçilerimiz, köylülerimiz, çevre sorunlarına duyarlı insanlar bu tür HES projelerine karşı çıkıp duruyor. Bu tür haberler, buradaki köylülerimizi de tedirgin ediyor. Onlar böyle tedirginlik yaşayadursun, şirket köyle göstermelik bir “halkı bilgilendirme toplantısı” yapıyor. Pasta, börek, meşrubat ve beyaz masa örtülerinin olduğu bir toplantı…Köylüler bu durumu görünce, “bu işin içinde bir iş var” diye, daha da tedirgin oluyorlar. Muhtar ve on kadar köylü Fethiye ilçe merkezine gelerek, adı medyada çok sık görülen bir çevre kuruluşunun temsilcisini buluyor, durumu anlatıyor, birlikte köye gidiyorlar. Temsilci köyü geziyor, köylülerle konuşuyor ve diyor ki:” Evet, biz çevre kuruluşu olarak buradaki HES projesinin yapılmaması için dava açarız. Ama bu işler parayla olur. Sizin 8-10 milyar liranız var mı? Bu parayı temin edip avukatlarımıza vekalet verir misiniz?”
     Köy zaten gariban bir yer. Köylüde mahkemelere, bilirkişilere vs. verecek bu miktar para nasıl olsun? Tabi “yok böyle bir paramız” diyorlar. Başta muhtar, azalar, bazı köylüler ve bu çevreci kuruluşun temsilcisi olmak üzere, Fethiye’de yerel gazetelere “köyümüzde HES istemiyoruz, sularımız elden gidecek diye tedirginlik yaşıyoruz” diye bir basın açıklaması yapıyorlar ve konu kapanıyor.
     İşte tam bu noktada, yani 2010 Haziran sonları gibi, Saklıkent Koruma Platformundan arkadaşlar bu gazete haberini görerek köye gitmeye karar veriyor. Ben de platforma destek olan biri olarak gidiyorum. Artık bundan sonrasını bir öykü gibi değil, olayların tanığı olarak anlatacağım:
     Köye gittik, muhtar ve bir kısım köylüyle kahvede toplanarak proje hakkında konuşmaya başladık. Köylüler pek ilgili değillerdi. Nedenini sonra anladık. Muhtar bize, “siz HESle mücadele için bizden kaç para istiyorsunuz” diye sordu. Şaşırdık ve bu işlerle gönüllü uğraştığımızı, dava masrafları dışında para istemediğimizi, bunun da noter ücretiyle birlikte en fazla bin TL dolayında tutacağını söyledik.  Yardım istemek için gittikleri çevreci kuruluş temsilcisinin böyle söylemediğini anlattılar, biz de bunun doğru olmadığını, ileride bilirkişi, rapor hazırlanması gibi giderler olsa bile bunun köy dışından yardımlaşmayla karşılanabileceğini çünkü bu suların herkese lazım olduğunu söyledik.
     Bir saat kadar bu karşılıklı konuşma faslının ardından, köylülerle birlikte HESin kurulmak istendiği yerlere gittik. Başta Üzümlü beldesi olmak üzere Kızılbel, İncirköy, Koru ve daha aşağıdaki Çayan, Paşalı gibi köylere bu yöreden içme suyu gittiğini gördük. Ayrıca çevre köylerin sulama suyu da buradan karşılanıyordu. HES yüzünden su kaynakları zarar görebilirdi. Ama şirket o güne dek pek çok vaatte bulunsa bile, projeyi kimseye göstermemişti. Tekrar haberleşmek üzere köyden ayrıldık.
     Nihayet HES şirketi yetkilileri geçen yıl güz aylarında köye bir kez daha geldiler. Köylülerin haber vermesi üzerine biz de gittik, kahvede tartışmalı bir toplantı yaptık. Şirket elemanlarına, kaç yıldır projeyi köylülere neden göstermediklerini sorduk. Bu tartışmalar sırasında projeyi vermek zorunda kaldılar ve köyden ayrıldılar.
     Bu konuşmaların üzerinden bir yıl geçti. Muhtar şirkete karşı dava açmaya bazen karar verdi, bazen vazgeçti. Sonunda geçtiğimiz Ağustos ayında projenin imar uygulama planı köyde askıya çıktı. Buna göre proje İl Genel Meclisi İmar Komisyonunda onaylandıktan sonra projenin yapımına başlanacaktı. Tekrar köye gittik, muhtarın şirketle anlaştığını ve inşaat çalışmalarına proje onaylanmadığı halde başlandığını gördük. Askı süresi sona ermeden hazırlanan bir itiraz dilekçesi komisyona iletildi. Şimdi durum şu:
     Muhtar ve azalar köy karar defterine, HES kurulduktan sonra köyün ortak harcamaları için şirketin her yıl 20 bin TL ödeyeceğini karara bağlamışlar. Bunun yanı sıra şirket yol, köprü, içme suyu tesisi yapacak. Şu an şirketin yörede 3 tane elektrik üremi lisansı var, ikisini kullanıyor. Üçüncüsünü, muhtar izin vermeden kullanmayacak. Eski projeler önce bir tane HES yapılacak şekilde düzenlendiği halde, son proje 2 HES birden yapılmak üzere değiştirilmiş durumda. Projeye göre su DSİ’ye ait bir regülatörden yaklaşık 1 400 m. Kanalla taşınıyor ve 3 km. uzunluğunda bir tünele aktarılıyor. Tünelden çıkan uyun bir kısmı sulamaya, bir kısmı iki ayrı HES tribününe aktarılıyor. İlk bakışta bir sorun yok görünüyor. Ama gözden kaçıyor: Yapılacak olan tünel suyun yolunu kısaltmak için değil, yöredeki yeraltı sularını toplamak için planlanmış. Çünkü tünele giren su miktarıyla çıkan su miktarı arasında, neredeyse üç misli fark var. Peki tünelde bu kadar çok su nasıl toplanıyor? Elbette dağın içindeki ve çevredeki su kaynaklarının suyu tünele yöneliyor. Tıpkı bahçemize bir kuyu açıp çevredeki suyu toplamamız gibi, dağın içine bir tünel açılıyor ve toplanan su sayesinde su miktarı arttırılarak, örneğin önceden ancak bir tane HES çalıştırılabilirken, şimdi durumuna göre 2 ya da 3 tane HES çalıştırılabilir hale geliyor. Çünkü ne kadar çok elektrik üretilirse, o kadar para kazanılıyor.
     Bu arada yörenin şöyle bir zararı oluyor. Açılan tünel çevredeki su kaynaklarını kurutacak, toprağın nemi düşecek. Tünel açılmak için dinamit kullanılacak, çıkan tonlarca hafriyat çevreye yayılacak. En önemlisi, şirket köye para vererek HESten zarar görmeyecek olan mahalleyi kendi yanına çekerken, sulama suyu sıkıntısı çekebilecek mahalleyi karşısına almış oluyor. Ayrıca bir köye para verirken, bu suları en az bu köy kadar kullanan diğer köyleri bir kenara itiyor. Böylece en az doğaya verdiği zarar kadar, yüzyıllardır aynı yörede yaşayan insanların gelenek ve göreneklerine de zarar veriyor. Çünkü yarın bahsettiğimiz zararların kaçınılmaz olarak yaşandığı bir durumda, parayı alanlar şirketin gönüllü savunusu olacaklardır.
     Şimdi soruyorum: Söğütlüdere muhtarının Akfen Holding’e bağlı Beyobası Elektrik Üretim AŞ ile yaptığı bu anlaşma istediği kadar yasal olsun, vicdana uygun mudur? Eğer her şey yasalsa, imar uygulama planı onaylanmaksızın bu şirketin yörede inşaat faaliyetlerine başlaması doğru mudur? Şirketin hiçbir yasal dayanak olmaksızın, yöreye şantiye kurmasının gerekçesi nedir? Muhtar köylülere, “bu işe karşı çıkmayın, her şey bitti, biz zaten şirketle anlaştık” deme hakkı var mıdır? Şirketin zaten devletten aldığı izinler projeyi gerçekleştirmesine yeterken, neden köye para vermiştir? Bunun nedeni, gelecekte projenin yaratacağı zararlara karşı kendine gönüllü savunucular oluşturmak olabilir mi? Soruyoruz ve yanıt bekliyoruz. Konunun takipçisi olacağız.