TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE ÇÜRÜMÜŞLÜK...


Açıklama: TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE ÇÜRÜMÜŞLÜK... 1990'lı yıllardan bu yana yerel gazetelerde yazılar yazıyorum. Zaman zaman yazılarımı okuyan okuyucularımın bazıları beğenilerini, bazıları da eleştirilerini iletiyor. Ancak gazetemizin geçen sayısında yer alan sahtekârlıkların konu edilip yerildiği "Ar Damarı Çatlamak" başlıklı yazım daha öncekilere oranla daha çok ilgi gördü.
Kategori: KÖŞE YAZARLARIMIZ
Eklenme Tarihi: 23 Eylül 2009
Geçerli Tarih: 27 Kasım 2020, 13:38
Site: Likya Haber Gazetesi, Kalkan, Kaş Antalya Haberler
URL: http://www.likyahaber.net/haber/yazar.asp?yaziID=289


                                TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE ÇÜRÜMÜŞLÜK

           

             1990’lı yıllardan bu yana yerel gazetelerde yazılar yazıyorum. Zaman zaman yazılarımı okuyan okuyucularımın bazıları beğenilerini, bazıları da eleştirilerini iletiyor. Ancak gazetemizin geçen sayısında yer alan sahtekârlıkların konu edilip yerildiği “Ar Damarı Çatlamak” başlıklı yazım daha öncekilere oranla daha çok ilgi gördü. Sokakta karşılaştığım birçok okuyucum  gerçekten “sahtekârlarla yaşıyoruz sahtekârlarla!.. Keşke bu sahtekârlıklar bir sona erse… Fıkra da tam yerine oturmuştu…”diyerek yazımı övdü. Bazı okuyucularım da telefonla düşüncelerini iletti.

            Öyle anlaşılıyor ki, ar damarları çatlamış olan bazı insanların sahtekârlıkları hepimizin yaşamını olumsuz etkileyip hepimize cinnet geçirtiyor.

            Her geçen gün artan ve bir türlü önlenemeyen sahtekârlıklar toplumsal yozlaşma ve çürümüşlüğe ivme kazandırıyor. Oysa hem ulusal hem de yerel anlamda bir toplum için en büyük tehlike sahtekârlıkların neden olduğu toplumsal yozlaşma ve çürümüşlüktür. Çünkü bu hastalığa yakalanan toplumlar ulusal, ahlâki, etik ve moral değerlerini kaybederler. Hâlbuki toplumların birlik ve beraberliği ile tasada ve kıvançta toplumsal dayanışmayı sağlayan, toplumu dinamik kılan, toplumu oluşturan bireyleri ortak hedeflerde birleştiren değerler hep bu ulusal, ahlâki, etik ve moral değerlerdir.

            Bir yandan bu değerlerin kaybedilmesi, bir yandan da adaletin eşit , hakça ve hızlı dağıtılamaması toplumumuzu tamamen yozlaştırdı, toplumsal ilişkilerimizi bozdu.

            Parasal gücün hak ve adaletin önüne geçmesi, yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, dalkavukluk, yetkileri çıkar karşılığı kötüye kullanma, dürüstlüğün avanaklık sayılması vb. hep toplumsal yozlaşma ve çürümüşlük örnekleri.

           

                                                    *            *               *

            Günümüz Türkiye’si toplumsal yozlaşma ve çürümüşlüğü en hat safhasına kadar yaşıyor.

            İşte size günümüz Türkiye’sinden birkaç yaşanmış olay:

            OLAY 1:

            İstanbul Belediyesi’nde çalışan bir otobüs şoförü son seferinden sonra çalıştığı otobüste bir çanta unutulduğunu fark eder. Çantanın içinde 4 milyar liraya yakın para ve biraz da mücevher türü eşya vardır.

            Şoför, çantayı doğruca polise götürür. Gayet doğal olan şoförün bu davranışı ulusal televizyon kanallarında ahlâkî bir davranış olarak haber konusu olur.

            Bu haberi bir restoranda dört kişi izlemektedir.(Gelin burada biraz duralım ve bu habere nasıl tepki vereceğimizi kendi vicdanımızda açıkça sorgulayalım. Çekinmeyin, sadece kendinizle başbaşasınız...) İzleyenlerden üçü; “Şu enayi ve salağa bak!..”der, biri de “Ah ulan! O para benim gibi harcamasını bilen birinin eline geçseydi!..” şeklinde tepki verir.

            Sonuç olarak bu haberi izleyen 4 kişiden 4’ü de dürüst belediye şoförünü “enayi” olarak görür.

            OLAY 2:

            Televizyon izleyip gazete okuyanlar elektrik mühendisi Hasan BALIKÇI’yı anımsayacaklardır.

            Hasan BALIKÇI, Adana’da kaçak elektrikle mücadele eden dürüst bir devlet memurudur. Bu dürüstlüğü nedeniyle Adana’dan Şanlıurfa’ya sürgün edilir. Çünkü toplumda gayrı-meşru iş yapanlar Hasan BALIKÇI’dan daha güçlüdür.

            Hasan BALIKÇI’’yı sürgün edilmek yıldırmaz ve Şanlıurfa’da da yolsuzluklarla mücadeleye devam eder. Eder ama, dürüstlüğünün cezasını da 18 Ekim 2002 tarihinde canıyla öder. Yani öldürülür. Devlet idealist mühendisini koruyamaz.

            Ve aradan 2 yıl geçtikten sonra öldürülen Hasan BALIKÇI “Uluslar arası Dürüstlük Ödülü”ne layık görülür. Ödülü, Hasan’ın eşi Şengül  BALIKÇI’ya dönemin Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK verir.

            Cemil ÇİÇEK ödül töreninde şunları söyler:

            “Yolsuzlukla mücadelenin toplumsal talep haline geldiğine inanmıyorum. Yolsuzlukla mücadele çabamıza tek bir mektupla, telgrafla destek olan vatandaşımız olmadı. Doğru yapıyorsun diyen olmadı. Siz hiç meslek birliklerinin yolsuzlukla mücadele için bir araya gelip miting yaptıklarını duydunuz mu? Bir bildiri yayınlandı mı?”

            “Devlet malını yemeyenin kötülendiği atasözlerimiz bile var. Dürüst olmak yanlış bir tutummuş gibi bir anlayışa sahibiz. Bu konudaki sıkıntıda Anayasa ve yasalardan kaynaklanan hususlar da var. İmtiyazlar, yolsuzluğun en önemli kamuflajıdır..”

            Ödül töreninde Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK’e şöyle bir soru sorulur:

            “Yolsuzluklar konusunda fazla ileri gitmeyiniz yönünde telkinler aldığınızı söylediniz. Bu telkinler arasında tehditler de var mı?”

Cemil ÇİÇEK;                                                                                                                                                     Fark etmez. Sonsuza kadar yaşayacak değiliz. Allah’a bir can borcum var. Şerefsiz bir hayat sürmektense şerefli bir ölümü tercih ederim.”cevabını verir.

            Sayın Bakan’ın bu cevabına ne demeli?... Öldürülen idealist devlet memuru Hasan BALIKÇI’nın çaresizliği sanki zamanın Adalet Bakanı’ında da var.

            Halbuki çözüm yeri TBMM değil mi?.. Meclis adına adaletin ivedi ve sağlıklı dağıtılmasını sağlamak Adalet Bakanı’nın görevi değil mi?.. Durum çok ciddi yani. Adalet Bakanı çaresizse sıradan vatandaş ne yapsın?..

Bence ülkemizin en önemli sorunu toplumsal yozlaşma ve çürümüşlük sorunu. Bu sorunun çözüm yeri ise TBMM. Meclis “temiz toplum” için ne gibi tedbirler alınması gerekiyorsa o tedbirleri alıp ivedilikle yürürlüğe koymalı.

Ama mutlaka önce kendinden başlayarak. Milletvekillerinin yasama dokunulmazlığı sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlı olmalı. Yolsuzluk, usûlsüzlük iddiaları ile ilgili değil.

Atalarımız boşuna dememişler “Balık baştan kokar.” diye.